Romantizm              
(duyguların karanlık dehlizleri) 

Neylersiniz, taşınan kalbe fazlasıyla alışmıştır vücut. Kafatasına göre bambaşka bir dil konuşulur göğüs kafesinde. Ne yapsanız söz geçiremezsiniz.

“Romantizmin Ayrımında” isimli tebliğde, Arthur O. Lovejoy “romantik” kelimesinin tek başına bir şey ifade etmeyen çok sayıda anlama sahip olduğunu belirtmişti. Biz de romantizmi bir daha açıklama gafletine düşmeyeceğiz. Her ucundan çekiştirilip sündürülmüş bu bez parçasına biraz ışık tutacağız ve tamamen delik deşik olmadıysa üstündekileri okuyacağız yalnızca.

Romantizm en iyi bahanedir; sevişmek ve savaşmak için. Yıkılmak üzere olan benlik tutunacak yeterli miktarda akıl bulamayınca romantik bir çıkış hayat kurtarıcı bile olabilir!

Yazımızı bu sözcüğün büyüsünden kendimizi kurtararak yazabilecek miyiz, bilmiyoruz. Sonbaharda, gece, ay ışığında ve derin bir yalnızlık içinde yazdığımız için tehlikede hissettik kendimizi ve bir ilki gerçekleştirip iki de konuk kabul ettik.

Romantizm, bir sanat akımı olmasının ötesinde ayrı bir yoğunluk kazanmıştır artık ve başlı başına bir duruşu, özel bir duyarlılığı gösterir. Biz de o yüzden aynen içki sofrasında, efkarımızın ortasında ve dumanlı kafayla nasıl algılıyorsak öyle konuşacağız romantizm hakkında.

Bu başlık altında incelenebilecek pek çok eser, sanatçı ve düşünürden dem vuramadığımız için üzgünüz. Yazıyı bitirir bitirmez sevişmeye gideceğiz. O yüzden herşeyi yazacak kadar sabredemedik.

ERKEK

Dün yine seviştim kendisiyle.

Aynı  öncekiler gibiydi

Benim her hareketim ve onun her kelimesi

Ve “seviyorum” dedim yine

Ama aklımdaki başka biriydi.

KADIN

Evet, seviyorum onu!

Tutkuyla ellerimi tutuyordu, doğru..

Ama elindeki kılcallar aşk değil, başka bir şey taşıyordu.

Aşk: arzu edilen bir hastalık

İnsan çok akıllı bir yaratık olsaydı, hiç şüphesiz; aşk da olmayacaktı. Sadece aptalların aşık olacağı şeklindeki çocukça argüman bir yana, aşkın, bilincimizin dışında kalan bir yerde ürediği kesindir. Kolonize olup bilincimize sokulduğunda artık kaynağının bulunup yok edilmesi imkansız hale gelmiş olan saplantı, ancak yönlendiği “sevgi nesnesi” elde edildiğinde sona erecektir.

Bilinçdışı arzu, belleğin dönülüp geri getirilemez hale gelmiş imge ve hatıra deposundan filizlendiğinde uzun bir süreç başlamıştı. Sonsuzca ‘tik’ ve ‘tak’tan sonra kaostan sürgün veren dal tomurcuğa durmak üzere. Kıtadan milyonlarca sene önce kopmuş, iklimin ve üzerinde yaşayan türlerin tamamen değiştiği bir kara parçasının egzotik kokularını taşıyan çiçek, meyvesini verdiğinde “aşk” denilen saplantıya sahip olacaksınız.

Asla farkına varmadığımız hayal parçacıkları, başıboş anı zerreleri, derin düş kırıklıkları, tekmili birden aynı yüzde damıtılır. Biz yöneldiğimiz ve aşkımızı yönlendireceğimiz kişinin gözlerine bakarken yaşanan sersemlik esnasında bilincin dışında kalan artık öğeler organize olur ve hiç ulaşmadıkları bir katılığa kavuşur. Onu kontrol edemez, değiştiremezsiniz.

İşte bunun adı aşktır!

İnsan vücudun diğer kısımlarının yanısıra en çok yüze aşık olur. Yüzyüze çiftleşen ilk yaratık olarak insan, sürekli gelişen zihinsel kabiliyetlerinin de yardımıyla aşkı, yüz imgesiyle beraber metafizik bir boyuta taşıyarak geliştirmiştir.

Bütün bu olanlardan sonra hissettiğiniz şeye istediğiniz ismi verin. Sevgi deyin, tutku deyin. Esaret, isyan, kavga, acı, deyin. Çılgınlık ve baştan çıkma deyin. Bunların hiçbiri değildir.

Şu durumda, aşkı hastalık olarak ele almamız, bizi hataya sürükleyecek bir davranış gibi görünmüyor. Çünkü bunu yaparken aşkı tanımlamaya çalışmıyor, tespitimizi bilinmeyen bir etki altındayken hastalık belirtileri gösteren insana bakarak yapıyoruz. Etkenini araştırmak üzere ele aldığımız tabloya sadece teşhis koymak niyetimiz.

Ortada bir hastalığın mevcut olması Aragon’un sözlerini iyi bir şekilde açıklıyor: “mutlu aşk yoktur”. Trajik olma gereksinimi, alçalma, ölme isteği gibi yaşantılar ise yalın bir “mutsuzluk” durumunun üzerine eklenen diğer semptomlardır. Bunlar gibi, şiddet duymak ve kavga konumuna geçmek hep bu hastalığın değişik safhaları ve tipleri ile ilgili belirtiler olup, yine romantizmin diğer alt konuları içinde işlenecektir.

Kavuşulduğu anda aşkın kaybolup gitmesinin nedeni, elde edilen kadının(veya adamın) imgesi bilincimize taşındığı anda bizim bilinçdışı takıntılarımızla, onun yüzü etrafında kurulan paralel uzayın çökmesidir.

Aşıklar bunu anlamak istemeyecekler ama, daha ne kadar açık anlatalım?

ERKEK

Kazanmanın zevkli olduğunu da kim söyledi?

Beni sevmeyen tüm kadınlara teşekkür borçluyum.

Aşk olur mu sefaletin olmadığı yerde?

KADIN

Boşu boşuna harcayabileceğim, bir hayatım var sadece.

Aşk uğruna tüketilecek tek bir ömür.

Peki, hızı olmayan rüzgar var mı?

Hep solunca mı hükmedilir çiçeğin rengine?

İktisadi bir problem olarak Romantizm

Romantizmden söz ederken duyguların da özelliklerini incelemek gerekir. Zihnimizin diğer temel ürünleri olan düşüncelerden farklı olarak duygular, genellikle çevremizdeki diğer canlılara ve cansızlara yönelmiş veya onlarla paylaşılan aktarımlardır. Sevgi, nefret, korku, öfke, hemen hepsi bir karşılık almak, ilişkiye girmek üzere yaşanır.

David Ricardo tarafından ortaya atılan ve Karl Marx’ın geliştirdiği Emek-Değer Teorisi’ni romantik süreçleri anlamak üzere duygulara uyguladığımızda yine anlamlı sonuçlar elde ederiz.

Ürettiğimiz duygular emek ve zaman bazında gelişerek önem kazanırlar. Anayı ana, kardeşi kardeş yapan, senelerce paylaşılan sevgidir örneğin. Arkadaşlarımız, dostluklarımız onlara aktardığımız duygular, yani yaptığımız yatırımlar ölçüsünde değer kazanır.

Bütün bu duyguların değerlerine göre alış-verişe girer, bunları karşılıklı değiş-tokuş eder ve farklı kazançlar sağlarız. Patronumuza gösterdiğimiz minnet duygusu, sömürmeye çalıştığımız insanlara sunduğumuz sevecenlik ve sevgilinin maruz kaldığı şefkat aslında iktisadi araçlardır.

Kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden ve bu yüzden “homo economicus” olarak da tanımlanan insan hissettiklerini mümkün olduğu kadar aynı değer üzerinden piyasaya sürer. Şansımız varsa veya pazarlama tekniklerimiz yeterince gelişmişse duygularımızı üretim maliyetlerinin çok daha üzerinden bile satabiliriz. Ne var ki, birçok ilişkide, mesela aşkta bu duygular bizim verdiğimiz emeğin karşılık alması gereken değerin çok altında işlem görür. Böylece zarar etmeye ve ruhumuzdan harcamaya başlarız.

“Sevemediği için o kaybetti” yada “beni sevmeye gücü yetmedi” diyerek avunmaya çalışırken kapatmaya çalıştığımız yine kendi hesabımızdır. Eski sevgililer de yine, açık kalan eski hesaplar yüzüne aranır.

Aşka veya sevdaya yapılan yatırımın sonucundaki beklenen kazanç insanın asıl sorunudur. Kendisinin bile farkına varamayacağı kadar çıkarcı olan insan, yaptığı yatırımı sevgi değil, kar-zarar bağlamında düşünür. Size romantik gelen her imge cinsel alışverişte kullanılan bir araçtır ve yaşadığımız hayal kırıklığının temeli, duygularımızın bizim harcadığımız emeğin altında bir değerde harcanmasıyla atılır.

Aşk kesinlikle iktisadi bir kavramdır!

İnsanın ne kadar acımasız bir yaratık olduğunu ispat etmek için değil bu yazdıklarımız. Tasvir etmeye çalıştığımız bütün bu durumlar insancadır. Hatta şunu da söyleyebiliriz; insanlara bir şeyler sunup, talep edemiyorsanız ve duygu alışverişine giremiyorsanız ait olduğunuz türün dışına çıkmışsınızdır.

ERKEK

Yasak gölgelerin sessiz yataklarında

Spermlerle beraber sırlar da tüketilir

Çalıntı sözcükler, hep samimi aşklarda

Şairler aşkta değil, aslında şehvettedir

 KADIN

İnsanların birbirlerini sevmediklerini yataklarda öğrendim

Tek kişilik ve ucuz yataklarda anladım sadece teslim olduklarını

Ekonomi Politiği açısından Romantizm ve Cinsellik

Ekonomi ile ilgili konuyu uzatmamızın sebebi biraz da bu konuda gençlerimizin sürekli yanıltılmaları. Bunlar genç ya tabii, öyle her halta inanıyorlar! Biz de “Oğlum, kızım, evladım inanmayın. Kanmayın lan herkese!” diyoruz, biz anlatalım size herşeyi.

Hep söylenir, yok efendim aşk başkaymış da cinsellik başkaymış. Romantizm ayrıymış da seks ayrıymış. O farklı birşeymiş de, bu çok tuhaf bir yerdeymiş. Aşkın bir sürü çeşidi varmış da cinsi aşk da bunlardan biriymiş. Ama o da tam cinsellik gibi, seks gibi bir şey değilmiş...

Aşkı biraz önce anlatmaya çalışırken, ayrıca cinsellikle ilgisinden söz etmeye gerek bile duymadık. Eğer amacımız yüzyıllardır süren tezgahı bozmak olmasa bu lafları yine etmezdik. Ama aşk ve cinsellik gibi paralel iki kavramın, bu kadar sahtekarca birbirinden ayrılmasına da katlanacak değiliz.

İnsanları doğasından koparmanın en iyi yolu ona aslında özünde olmayan şeyleri aşılamaktır. Ancak bu sayede insanları iyi bir pazar haline getirirsiniz. Aslında hissetmedikleri şeyleri duymaya başlayan, olmayan şeylere inanıp, asılsız inançlar edinen insanlar en iyi müşteridirler. Cinsellik olmadan aşkı, aşk olmadan seksi yaşamaya çalışan insanlar da, her birinin ayrı ayrı bağımlısı haline gelir. Bunları beraber, kalıcı bir doyumla yaşayamayan insanlara erotizm ve romantizmi bir güzel paketleyip, farklı ambalajlarda satarsınız.

Biz seks ve aşkın aynı şey olduğunu veya erotizm ve romantizmin her zaman birbirlerini içerdiklerini söylemiyoruz. Bunları birbirinden uzak şeyler gibi gösteren zihin bulandırıcı politikaları işaret ediyoruz.           

Bu politikalar sayesinde kaç kadın harcayabileceğinin hesabını yapan erkekler tarihin en önemli tüketicileri durumuna gelirken; kadın vücudu da iktisadi anlamda şimdiye kadar keşfedilmiş en değerli meta haline gelmiştir.

Cinsellikle barışmamış, cinsellikten kopuk bir aşk arayan herkes kazıklanmaya mahkumdur! Pornografinin nasıl çirkin bir endüstri olduğunu geçen sayıdaki dosyamızda yazdık. Şimdi de bunun yanına “sevgi ticareti”ni ekliyoruz.

Evrensel yasalara göre hiçbir şey ziyan olmaz. Biz burada bizden genç olanlara duygularını boşa gidecek diye korkmadan, ama ruhlarını da harcamadan yaşamalarını salık veririz. Zaten sevdiğiniz kadınlar(veya erkekler) sizin onlara yüklediğiniz anlamlarla dolu değillerdir.

Bizden yaşlı olanlar ise çoktan hapı yutmuşlardır. Onlara birşey söylemeyiz.

ERKEK

Üstüne basılmış genlerimiz, hırpalanmış bedenlerimiz var bizim; doğru

Ama tozlarıyla bile medeniyetler kuracak masallarla, efsanelerle dolu içimiz

KADIN

Hayatım değişti birdenbire!

Vücudum başka bir şeyin yerini aldı.

Eski çağlardan beri uzanan

Mitlerle dolu kalbim...

Sanatta Romantizm Akımı   

Romantizm sanat akımı olarak da keskin çizgilerle ifade edilemeyecek bir kavram. Her ne kadar sanat tarihçileri pek çok eser ve sanatçıyı bu akıma bağlı veya bunun dışında incelese de, biz romantizmi sanatın içinde de farklı bir şekilde ele alacağız.

Klasisizmin akılcılığına bir karşı çıkış olarak gelişmiş ve “en iyi kural, kuralsızlıktır” düşüncesiyle insan duygularının önemini ortaya koyarak, içinde doğduğu Fransız İhtilali’nin ortamında hızla yayılmıştır romantizm. En önemli özelliklerinden bazıları klasik akımda ihmal edilen dinin tekrar yüceltilmesi ve milliyetçiliğin evrenselliği ikinci plana itmesidir. Ortaçağ fikir ve temalarına dönüşle başlayan katı bir iyiliği ve kötülüğü, insan duygularına ve coşkularına, hırslarına, saplantılarına verilen önemi görürüz verilen eserlerde. Duyguların ve coşkunun bütün kuralları geride bıraktığı, klasik anlayışa göre daha başıboş bir hava taşıyan romantizmde sanatçı da yapıtın içine girmekten, kendisini ortaya koymaktan sakınmaz.

Béguin’e göre bir mittir romantizm: İnsan mitleri yalnızlığını yenmek ve kendini bütüne yeniden entegre etmek için icat eder (4). Blake ile başlayan mit şiirlerin canlandırılması, diğer büyük romantik şairler tarafından da sürdürülür. Mitlere ve dinlere dönüş arzularını taşıdığı için sosyal hassasiyetlere ve toplumsal hareketliliklere bütün diğer akımlardan daha etkilidir romantizm.

Aşktan söz ederken bilinçdışı hakkında boşuna konuşmadık. Romantizmi açıklamaya çalışan bir çok araştırmacı da onu ayrıca şuursuzluğun yüceltildiği ve hayale geçişin başarılmaya çalışıldığı bir yaklaşım olarak görürler. Geoffrey Hartman “Romantizm ve Kendiliğe Karşılık Bilinci” ismiyle çevirebileceğimiz denemesinde şunları yazar: “İnsanın kötü hallerinin özel romantik ilacı şuurun bizzat kendisinden kendini düşünmeyi önleyecek panzehir çıkarma teşebbüsüdür”.(4)

Romantik sanatta sevgi, macera ve fantaziler, tarih, din ve mitlerle zenginleştirilmiş bir örgü içinde işlenir. Yaşanan maceralarda birincil motivasyon aracı olan sevgi, tutkulu olmasına rağmen yoğun bir iffeti taşır. Sevgi aynı zamanda kadının erkek üzerine kullandığı güce dönüşmüştür. Öyle ki bu, aşık olan erkeği hasta edebilir ya da öldürebilir.

Aşk hikayeleri zeki, bağımsız kadın ile kaba ve gururlu erkek arasında kurgulanmaya çalışılmıştır ki, bu ikisi de gerçek değildir. Gerçek hayatta kadınlar gurursuz, erkekler ise korkaktırlar. En küçük haksızlığa karşı çıkamayan zavallı erkeklerle, iyice bayağılaşmış kadınlardan oluşur toplum. Romantizmde kutsanan şematik gelenekselcilik aşkı engellerken, aşk tutkusu engelleri aşmakla ilgilidir. Oysa biliriz ki gelenekler kadınların bedenini satılığa çıkarmaktadır. Romantik eserlerde amaç sevgiye layık olmaya çalışmak iken, gerçek hayatta varlık ve güç aranır.

İçerdiği metinlerin ön planına bunları koyarak bilinçdışı bir duyarlılık oluştururken, kendisini ilkel mitlere bağlayan, bizar bir coşkuya sahip topluluklar oluşturur romantizm.

Cizvit filozofu Romano Guardini’nin dediği gibi: Romantizm “bilinçsizlik ve ilkelliğin hızlı bir artışı”dır.(4)

ERKEK

Hayatımın bir kısmını karalamam gerekliydi

O tatlı uykudan sonra başıma gelenler

Yara almak da değil, kopartılmaktı sanki

 KADIN

Uyuyalım dedi.

Uyuyalım ama nereye ağlayalım?

Tüm rüyalar darbeliydi

Ve tüm hayalleri ellerinden çekip alınca bir sevgili 

Uyumak daha da tehlikeliydi

Bilincin ayak direyişi

İnsan garip, hayatına anlam katan şeyleri kötü de olsa arıyordu. Melankoli ve hüzün içerikleri sorgulanmadan yaşanıyor, tekrar tekrar çiğnenerek iyice tadı çıkarılan dramatik duygulardan asla vazgeçilemiyordu. İnsanları eşit kılarak genelleştiren akla karşılık, duygu onları doğaya, geleneğe, tarihe bağlı tek ve eşsiz bireyler olarak kabul etmiş ve böylece birbirinden ayırmıştı. Romantizm de her tür duygusunu, isteğini, inancını tapınma derecesinde yüceltip kendi bilinçlerinden ve dünyanın gerçeklerinden kaçınmak isteyen insanlar için iyi bir sığınak halini aldı.

Romantizmin vaad ettiği sonsuzluk ve sınırsızlığa ulaşmaya çalışan romantik çağ insanı, bunu başaramayınca acıklı yalnızlığına gömüldü. Romantizm yüzüne bir daha incindik. Bol çiçekli narsistik dallarımız kırıldı. Evet, hava eritti her şeyi. Topraktan süzdüğümüz düşlerimizi ve usumuzun dengeli tırnaklarını eritti. Toz, boya ve kül kokan; kurumaya yüz tutmuş sıvılarımızdan yine aynı soytarı fırladı.

Paulet, romantikleri incelerken onların içinde bulundukları patolojik örüntüyü açıklamak için nörolojik kavramlardan faydalanır: ”Onların hepsi paramnezi (hatırlama fonksiyonunu bozan hastalık)yi, de ja vu(önceden görmüştük) duygusunu,

hatırlanacak gibi görünmeyen hatıranın tamamını yaşamışa benziyorlar; onların hepsi sanki zaman durmuş ve sonsuzluğa dönüşmüş gibi, en azından haldeki mükemmel bir bütünleşmeyi, halden geçmişi tamamen çıkarmayı gaye edindiler.”

Adolf Grime romantizmi “ruhun hareketsiz katmanları” dediği şeyin, bilinçaltından ziyade bilinçönünün, başarısı olarak tarif eder. Bilinçönü romantizm sayesinde bilince yükseltilen hayali içine alır. Oysa ki bütün psikolojik yaşantıların şifreleri kırılabilir artık. Suyun içindeki tuz gibi, görünmese de ruhsal sıvılarımızda eriyen her duyguyu, çözünürlüğü ne olursa olsun ortaya koymaya hazırlanıyor bilim. Zihinsel süreçlerin dinamiği tamamen biyolojik kavramlarla açıklanmaya devam ediyor.

Sağlıklı bir insanın duygularında problem yoktur ancak bilinçsiz tutkulara dayanan, hayaller öneren bir yaklaşım, eninde sonunda ciddi sorunlar çıkarır. Engellemeyle karşılaşan her insan gibi romantik istekleri fiyaskoya dönüşen bireyler, hatta topluluklar da şiddet üreteceklerdir.

Şimdi de romantizmin asıl önemli olan sosyal, toplumsal yönüne bakalım.  

ERKEK

Beraber yürüdük biz bu yollarda

Beraber ıslandık yağan yağmurda

 KADIN

Bitmiyor tükenmenin ve tüketmenin şehveti

Ve aydınlık değil gözlerimiz eskisi gibi

Düşlediklerimiz yerini korkunç planlara bıraktı

Yıkıcı olan herşey romantik bir doktrin halini aldı

Siyaset Romantizmi

Sosyal ve toplumsal olayları, duyguları da hesaba katarak düşünmek gerekir. Tarihi ve günümüz olaylarını bu yönüyle ele aldığımızda, anlarız ki dünya, sandığımızdan daha büyük bir çılgınlık içindedir. Romantizm neden o kadar kötü olsun, diye soranlara siyasetin içinden cevap vermek gerekirse, ergenlikte edinilen “gerçek aşk” ütopyasının yıkıcı dini ve milliyetçi akımlarla birleşerek yol açtığı sayısız savaşı ve tonlarca ölü insanı gösterebiliriz.

Aydınlanmacı düşünmenin kamusal kullanımına dayalı olarak toplumsalı kurmada karşılaştığı zorluklara dikkat çeken Prof. Dr. Betül Çotuksöken romantizmin mevcut durumu nasıl etkilediğini gösteriyor: “Bu noktada da yine karşımıza çıkan bir tür “psikolojizm”dir, duygusallıktır ve aşırı romantizmdir hatta. Bu üç öğe ise sonunda ustan, akıldan yoksun bir dayanışma kültürünü, korku kültürünü aşırı bir değerlendirme gibi ya da aşırı bir sav gibi görünebilir ama şiddeti öne çıkarıyor. Kavram fetişizmi, kavram romantizmi insanlığı en sonunda şiddete tutsak edecek; üstün olduğuna inanılan “değerler” adına terör eylemleri gerçekleştirilecektir.”

Akılcı ve çağdaş bir şekilde yaşanması gereken demokrasi, bitirim siyasetçilerin taşkınlıkları sayesinde romantik bir şova dönüşüyor. Duygular ne kadar çok hezeyana dönüştürülür ve sömürülürse o kadar başarılı olunuyor. İktidara sahip olmak için araç olarak kullanılan romantizm, kollektifleşen akıldışı içeriğiyle amaca dönüşüyor. Ve öldürmek için her zaman iyi sebepler bulunabiliyor bu romantik ortamda. “her şeyimi feda ederim romantizmi”, “her şeyi yıkarım romantizmi” ile birleşip şiddeti doyurmaya çalışıyor.

Bir insanın vücuduna giren mermi sadece çirkindir oysa. Silahlarla akıtılan kan sadece çirkindir. Romantizmin eğretilemeleri içinde yoğurduğu pek çok şey aslında güzel değildir!

Bir çiçeğin tadına bakmak veya koklamak arasındaki farkta değil romantizmin hassasiyeti. Çünkü çiçek, romantizmin inceliğini anlamak için uygun bir nesne değil. Yine, bu topraklarda en çok kullanılan benzetme öğesi bu durumda daha uygun olacak. Evet, romantizmi yaşamak baştan çıkarıcı, azameti romantizmin geride bırakıyor herşeyi. Ama romantizmin sonuçları genellikle bok gibi!

Mutsuz insanların kültürü bu. Mutsuz olmaya ve mutsuz etmeye and içmiş olanların estetiği. Tarihin belki de en romantik lideri olan Hitler, faşizmini, rasyonalizme karşı ve mistik yapılı, “romantik yenimerkantilizm” denilen bir tür gizemci devletçilik anlayışı üzerine kurdu. Daha birçok romantik lider ülkelerinin ve dünyanın .mına koydu. Ve şimdi ülkemizde de “seni sevmeyen ölsün romantizmi” moda edilmeye çalışılıyor, başındaki duygusal şövalye*(şövalye: Ortaçağ romanslarında geçen erkek figürü. Bu yazın türü Cervantes’in Don Kişot’u ile sona ermiştir.) ile aynı dalgayı yayıyor Birleşik Devletler Topluluğu.     

ERKEK

Hiç olmasan da olur

Ama olsan, amma olur!

KADIN

‘Ben de seviyorum’ dedim.

Kaynaklar

1) Love in Literature seminar / Spring 2003 / S.N. Romance

2) Ekonomi Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi Yayınları, İstanbul 1986

3) Aşkın Metafiziği, Arthur Schopenhauer, Bordo Siyah Klasik Yayınlar, İstanbul, 2003.

4) Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II (2002), Sayı: 4 223 YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLEN ROMANTİZM* René Wellek, Çeviren: Sıddık Yüksel**

5) Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II (2002), Sayı: 2 273 EDEBİYAT TARİHİNDE ROMANTİZM KAVRAMI* Yazan: Rene Wellek, Çeviren: Sıddık YÜKSEL**

6) Muğla Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi(İLKE), Atatürk’ün Doğumunun 125. Yılı ve Cumhuriyetimizin 83. Yılı Özel Sayısı, AYDINLANMA-ROMANTİZM GERİLİMİNDE TÜRKİYE, Betül ÇOTUKSÖKEN

7) BİR İDEOLOJİ OLARAK “MİLLİYETÇİLİK”, Dr.Köksal ŞAHİN Sakarya Üniversitesi İ.İ.B.F. Kamu Yönetimi Bölümü

 << geri