|
MÜLTECİ GÜNÜ
20 Haziran Dünya Mülteci Günü’ydü ve Yeni Harman mültecilerle
birlikte Fenerbahçe’deki Çeçenlerin kaldığı mülteci
kampındaydı. Eski Çeçen-Kafkas Kültür Derneği Başkanı Av.
İhsan Berkhan da hem mültecilerle konuşmamıza yardımcı oldu
hem de kamptakilerin hukuki sorunlarını anlattı. Türkiye’ye
özellikle dost ülke diye bildikleri için gelen bu insanlar,
burada 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne göre hakları olduğu halde
mülteci olarak kabul edilmemişler ve geleceği olmayan bir
hayata mahkûm olmuşlardı. Kendilerine mülteci hakları olan
kimlik, çalışma izni, oturma izni verilmemiş, gitmeleri ya da
ölmeleri için gerekenler yapılmıştı. Berkhan’a göre Türkiye
herhangi bir hukuki gerekçeye de dayanmadan Rusya ile
ilişkilerinin de bozulmasını istemiyor gibi anlamsız iddiaları
doğrularcasına şimdiye kadar sözleşmeyi uygulamamıştı.
Aslında pek de tatlı geçmedi görüşmemiz. Gelip sorular soran
ve arkasını dönen insanlardan fazlasıyla yorulmuştu bu
insanlar. Bir şey değişmiyordu çünkü. Bir şey değişmeyecekti.
Akabilen bir hayat zaten yoktu. Gelişen, güzelleşen tek şey
kamptaki çocuklardı. Onlar da olmasa burada yaşanamazdı.
Bir yandan “korkmuyoruz” diyerek isimlerini söyleyen Çeçenler
gözlerini kayıt aletinden ayıramıyorlardı. Bu herhalde aynı
kampın başkanı olan albay ve iki Çeçen komutan daha Türkiye’de
öldürüldüğü için, cinayetlerin ürpertisini hissediyor
olmalılardı. O yüzden, biz de birilerini hedef gösterme
korkusuyla, kamptaki röportaj esnasında, gözümüzün önünde fare
yakalayan pasaportlu kedileri hariç kimsenin ismini
yayınlamayacağız.
Bu mülteci kampında kaç senedir Çeçenler var?
L.M: Dokuz yıldır.
Bu çok uzun bir süre…
A.M: Ben de anlamıyorum.misafir olmak bir günlük, iki günlük
olunur ama dokuz sene boyunca nasıl misafir olunur
anlamıyorum.
A.A: 9 senedir aynı şeyler söyleniyor. İnşallah yarın,
inşallah yarın..İnşallah’da son var. Allah konuşuyor orada.
İnşallah 3 yıl, inşallah 5 yıl olmaz. Avrupa’da Hıristiyanlar
kağıt veriyor, her şeyi veriyor. Türkler bizim kardeş. Allah
razı olsun. Kardeşlik var, müslüman halk. Ben çok seviyorum
ama Rus’dan korkmayınca daha güzel. Ben mülteci gibi de
oturmuyorum. Mülteci yok, turist yok. Burada ben boş. Nerde
hayvan, nerde köpek, nerde kedi, kağıt var. Bunların hepsine
kağıt var. Ben adam, ama kağıt yok.
Türkiye Ruslarla iyi anlaşmaya çalışıyor da ondan mı böyle
oluyor?
A.A: Evet, evet. Türklerle Ruslar pek seviyorlar birbirlerini.
Türklerle Ruslar beraber çalışıyor. Komutanları öldürdüler.
Beraber çalışıyorlar.
Peki, neden öldürüldü bu komutanlar? Var mı sizin fikriniz?
L.M: Burada polis var, her şey var. Onlar bilir.
R.K: Rus ajan var, onlar yaptı.
L.M: Kimin öldürdüğü önemli değil. Rus mu öldürdü, Çeçen mi
Türk mü önemli değil. Türk topraklarında öldürüldüler. Önemli
olan bu.
Peki buradan mıydı o komutanlar?
L.M: bir tanesi buradandı. Diğeri Ümraniye’deki kampta
kalıyordu.
Mülteciydi burada, öyle mi? Sığınmacıydı yani.
L.M: Evet, buradandı. Mülteciydi.
Nasıl bir insandı?
İ.R: Kötü bir durumu yoktu. Dışarı pek çıkmazdı. Sabahları
antrenmana çıkar gelirdi. İyi adamdı. Bu bilgisayarı masayı
falan o yaptırdı.(içinde oturduğumuz misafir odasını
kastediyor) sonra doğru bir sistem kurmaya çalışıyordu. Her
şeyin doğru, adil dağıtılmasını sağlardı. Bir gün ekmek
gelecekti yine. Ben de ortalardaydım, dolaşıyordum. O esnada
bir telefon geldi ona. O da kadınlara devretti ekmek dağıtma
işini. Dedi, siz güzelce dağıtın benim gitmem gerek. Sonra
gitti. Ertesi sabah ben kalktım. Kardeşim uyandırdı.
Başkanımızı öldürmüşler diye söyledi.
20 haziranın dünya mülteci günü olduğunu biliyor muydunuz.?
L.M: Yok, ben bilmiyor.
M.M: ben biliyor.
Peki, mülteci günü için buraya gelen oldu mu?
M.M: hayır, hiç gelen olmadı. Hiç yok. Sabah kalktık bekledik.
Kimse gelmedi.
Önceden uğrayanlar vardır ama..
L.M: Var, İHH geliyor. 4 -5 ayda bir ya da bir senede geliyor.
Kafkas Derneği var.
A.M: Geçen sene insan hakları komisyonu geldi. 4 AKP
milletvekili, 1 tanesi CHP’den.
Ne oldu peki?
A.M: Onlara da buradaki durumu anlattık. Ben de anlattım,
diğer insanlar da anlattılar. Somut olarak siz ne
yapacaksınız, beklentimiz var dedim. Onlar da rapor
hazırlayacağız dediler. Kamptaki durumu anlatacağız, sizin
söylediğiniz şeyleri yazacağız. Valiliklere, belediyelere,
kaymakamlıklara talimat vereceğiz. Şöyle davranılması
gerekiyor, şunu yapın, bunu yapın şeklinde bir şeyler
yazacağız dediler.
Katkısı oluyor mu size bu ziyaretlerin?
B.H: Geliyorlar, konuşuyoruz sıkıntılardan, üzüntülerden.
Dinleyince o an üzülüyorlar. Sonra dönüyorlar gidiyorlar. Biz
de kaldığımız yere dönüyoruz. Herkes sıkıntısıyla baş başa
kalıyor. Bu konuşmalardan yazışmaların hepsi havada kalıyor.
Bize bir faydası olmuyor bunların. Senin parmağı yara olsa
kesilse, o acıyı sadece sen duyarsın. Ben sadece üzülürüm.
Dünya böyle. Bazıları da reklam için geliyorlar. Kendilerini
burada gösterip dönüyorlar.
Peki nasıl burada yaşam koşullarınız?
L.M: Devlet bu kampı bize verdi. Elektrik ve su verdi. Başka
hiçbir şey yok. Türk Müslümanlar var ya, onlar getirdiler
önceleri. Allah razı olsun. Hasta için İHH yardım yapıyor.
Pirinç, yemek falan getiriyorlar. Ama az. Şimdi tüp yok, gaz
yok. Bitti hepsi. Çok problem var.
Nasıl burada kaldığınız yerler?
A.M: Bu oturduklarımız 9 metrekarelik barakalar. Altta
kanalizasyon var. Oradan da sızıntı oluyor. Gece kapıyı
kapatıyorsun, sabah kalkınca havasızlıktan baş ağrısı oluyor
en basitinden. Barakalar 40’lı 50’li yıllarda yapılmış.
Hastalık var, açlık var.
O.A: bir sene oldu daha su ve elektrik geldi. Önceden yoktu.
Suyu denizden alıyorduk. Mum vardı onları yakıyorduk. İki sene
olmadı yani. Bir buçuk sene falan oldu.
Çeçenya’dan gelirken nasıldı karşılaştığınız koşullar?
A.M: Çok kötü şeylerdi. Yüzlerce ceset gördüm. Parçalanmış
insanlar gördüm. Toprağa verdim. 400 civarında insandı. Onları
ben de gömdüm. Ben gazetede, radyoda spikerlik de yapıyordum
bana oku diyorlardı. Ben iki cümleden sonra ağlamaya
başlıyordum. Cd’leri falan izlemiyorum. Çeçenya’daki olayları
seyretmiyorum. Zor geliyor. Hepsini yok ettiler. %80 şehri yok
ettiler.
L.M: Ölüm tehlikesi vardı tabii. Helikopterle, uçakla üstümüze
bomba atılırken geldik.
Oradan yola çıktığınızda başka hangi ülkelere gidenler oldu?
Avrupa’ya gidenler de var galiba.
A.M: Var tabii. Polonya’da, Almanya’da, Hollanda’da var.
Onların durumları çok güzel. Oraya gider gitmez bir komisyon
toplanıyor. Hukukçusu da var, doktoru da var, sosyologu da
var. Hemen soruyorlar. Neden geldin, kimsin sen, hangi sebeple
kaçtın, diye. Yazıp bir şeyler veriyorlar. Hayatta kalmak için
ne lazımsa onu veriyorlar. Ev veriyorlar. Hesap açıp onu
geçindirecek parayı yatırıyorlar. Hastane de var, devlet de
var işte. Çocuklar da misafir olarak değil, resmi olarak okula
gidiyorlar.
L.M: Burası zor, okul yok hastane yok. Avrupa’da sigorta
yapıyor. Sana çalışma izni veriyor. Burada yok. Orada bana
yardım yap demek yok. Burası muhtaç ediyor. Biz ne için buraya
geldi, Türkiye’ye geldi. Açık söylüyorum ben, ben dedim ben
Müslüman, Hıristiyan devlete gitmek istemiyor. Ben Türk halk
seviyorum, devleti de seviyorum. Bir gün de ben Avrupa gitmek
istemiyorum. Ama ne lazım, sana kağıt da vermiyor. Hayvan gibi
olmaz ki. Biz adam değil mi? At var ya, Rusya’dan bir arkadaş
getirdi. Onun da pasport var, her şey var. Benim kağıt yok,
onun gibi kağıt hiç yok. At var ya.. kaçıyor, onda kağıt var.
Köpekte kağıt var. Bir kız var, Avrupa’ya giderken bana kedi
verdi. Baktım, onun da pasport var.
Çocuklar ne yapıyorlar? Gidemiyorlar mı okula?
L.M: Okul problem yok. Okula gidiyorlar. Diploma problem.
Diploma vermiyor okul. İkametgah için, pasport için
vermiyorlar. Biz burada misafir gibi. Mülteci konuşuyor ama
yazmıyor. Orada kağıtta yazıyor; misafir. Mülteci yazmıyor.
Onun için biz misafir.
Peki liseye, ortaokula gidebildiler mi onlar?
L.M: Gidiyorlar. Ama diplomasız. Burada başka da var. Kadınlar
var, adamlar var. Onlarla konuş, yaz. Onlar söylemek var. Biz
söyledi, onlar söyledi, ne problem var? Bizde burada
demokratik.
Güzel, bak ben bunu da yazacağım senin için, demokratik diye.
Medyadan, gazete ve televizyonlardan gelenler var mı? Onlarla
nasıldı sohbet?
A.M: TRT’den geldiler geçen sene. Onlar sordular ne
istiyorsunuz dediler. Ben de insanca yaşamak istiyoruz dedim.
O zaman “ ooo, öyle deme “ dediler. Ben de sordum siz ne
istiyorsunuz dedim “Türkiye’de kaldık, izin verdiler. Ama
kağıt olsaydı iyi olurdu” böyle söyle dediler. Ben de tamam
kardeşim dedim.
Başka?
A.M: Başka da gelen oluyor. Belgesel yapan film yapan oluyor
ama gazeteciler daha çok, kendini reklam yapmak istiyor
burada.
Çeçenler nasıl yansıtıldı? Doğru yansıtıldı mı?
A.M: Savaşıyor diye, Ruslarla savaşanlar diye tanındılar. Ben
üzülüyorum. Çeçen diye çıkanlar bizi temsil etmediler sonuçta.
Sadece çeçen milletini temsil eden insanlar olmadılar.
Maalesef olamadılar.
Kimlerdi o temsil ettiğini düşünenler? Nasıl göründüler?
A.M: Nasıl göründüler biliyor musun? Türkiye’dekiler nasıl
görmek istediler o kadar gördüler. Görünenler de ona göre
gösterdiler kendilerini. Rusların yanlısı Kadirov gibi mesela.
Çeçenler çok dindar falan gibi şeyler. Öncekiler dindar
değildi de şimdi mi dindar oldular ya da önceden mi
dindardılar. Ben anlamıyorum bunları. Nasıl ki camiler var,
tamam Müslümanlar yaşıyor. İçki içen de var, sağda solda
dolaşan da var. Her tür insan orada da var. Kapalı, sadece bir
şeye bağlı fanatikler var ya, yozlaşmış fanatikler değiller
çeçenler. Maalesef öyle yansıdı. Neden? Bunun sebebi
Türkiye’deki medya sonuçta. Türkiye’deki siyasetçiler,
Türkiye’deki cemaatler.
Peki seviyor musunuz bizim politikacıları? Nasıl Tayyip
Erdoğan?
A.A: Şimdi sevmiyorum. Ben açık söylüyorum. Ben geldiği zaman
çok istedi, sevdi. Müslüman adam, güzel. Mülteci yapacağız,
halk için yapacağız dedi. Ama yapmadı. Cehar dudayev de
konuştu. Ne konuştu. İyilik, iyi güzel. Biz Cehar Dudayev
seviyoruz.
M.M: İyi adam, kötü adam. O politik. Sol politik var ya, o
şimdi başladı. Ben bilmiyor. O Müslüman adam. Ben seviyor. İyi
kötü o sonra. Ben seviyor.
Deniz Baykal var. O nasıl, tanıyor musun onu?
İ.S: Deniz Baykal’ı pek şey düşünmüyorum ama Tayyip Erdoğan
normal gibi. Bilmiyorum. Deniz Baykal hani şu CHP’li mi? Solak
diyorlar, yani onların şeyi yokmuş, Kuran’ı. İslam’ı yokmuş.
Bir gün de haberlerde görmüştüm. Bir kadın vardı, bir şey
hediye ediyordu. Çarşaflıydı.
.
<< geri
|