Mastürbasyon

Annem
beni yakaladıktan sonra, kolumdan morartarak tutup karşısına götürmüş ve o fakir ve küçük caminin hocası, haftalardır Subhaneke’yi ezberleyemeyen talebesini gördüğü için sanırım şaşırmamıştı. “Peki ben kime şikayet edeyim..” diyen bakışlarını yukarı çevirince çok daha büyük bir güce hesap vereceğimi hissetmiştim..

Ama olmuyordu işte! Sanki başka bir yeryüzüne basıyordum. Tam günebakan koktukları günlerde, ellerime bir şey olmuştu ve dokunduğu anda değiştiriyordu her şeyi birdenbire. Bu hayali geminin sakin güvertesinde zafer benimdi artık. İlk defa istediğini alıyordu suskunluk. Düşsel girdapların, hezeyanların içinde havanın, suyun ve toprağın birbirine katıldığı bir resme bakıyordum.

O gün korkuyla titrerken, annemin azarlarından kurtulamadığım gibi, hayatım boyunca kadınların kurduğu şehvani tuzaklara düşmekten de yakamı kurtaramamıştım.

Nasıl sonuçlanacağını bildiğimiz için belki de en güvenli, ama aynı zamanda da en yaygın cinsel eylem mastürbasyon. Dünya genelinde yapılan birçok araştırma bunu ortaya koyuyor (E %95, K %60 ); yaptığını inkâr edecek olanlara şimdiden söyleyelim.

Arkasında şahit bırakmadığınız duvarların ardına saklansanız da fark etmez. Freud’un dediği gibi, “suçu işlemek kolay ancak izlerini ortadan kaldırmak güçtür; gizlilik de, cezadan kurtuluş da yanılsamadır.”

Yok ve var eden, öldüren ve dirilten, ergenliğimizden hastalıklarla boğuştuğumuz ihtiyarlığımıza kadar işleyen, her zaman ellerimizdir.

Biz de öyle bir konu seçtik ki; ellerimiz olduğu sürece peşimizi bırakmayacak!  

El-beyin diyalektiği

Marx ve Engels, Darwin’in Evrim Teorisi’ni büyük heyecanla karşılamışlardı. 1876 yılında Engels’in, Darwin’in bulgularını incelediği ve ilk insansılardan itibaren emeğin üretilme sürecini ortaya koymaya çalıştığı ‘Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü’ isimli çalışmasında ilginç tespitleri vardı.

Ona göre, atalarımızın dik durması ve ellerini serbest olarak kullanmaya başlaması bir dönüm noktası oluşturmuştu. Alet yapmaya başlayan ellerimiz, akıl ve dil ile içinde bulunduğu diyalektik ilişkide çok önemli bir rol üstlenerek, evrime yön vermiş ve ivme kazandırmıştı.

Karşılıklı gelişme yasası’yla birbirini uyum ve çatışma içinde ileriye götüren organların konuşması, alet yapması fazlasıyla olağanüstü olaylardı. Binlerce yıl süren bu ilerlemenin içinde aklın uzandığı nokta ise artık Engels’in bile tahmin edemeyeceği boyutta.

Ve tam burada not ediyoruz: asıl sorular akıl harekete geçtiği zaman ortaya çıktı!

Beyin denilen organ, evrimsel gelişmeyi kabul edelim ya da etmeyelim, ilkel edimlerden en soyut düzeydeki işlevlere doğru uzanan katmanlı bir yapıdan oluşmuştur. İnsan yaşamının en temel işlevlerinden sorumlu beyin sapından; denge, güdülenme ve fizyolojik düzenlemelerle ilgili alanlara; duyusal, motor ve otonom merkezlerden entellektüel faaliyetlerin koordine edildiği bölümlere kadar beyin, halen sırları çözülememiş karmaşık bir ilişkiler düzenine sahiptir.

Beynin ne haltlar karıştırdığını hoşumuza gitmese de konuştuklarımızı aktarabilmemiz için sürekli hatırlamamız gerekiyor. Biz de bu çıkışı olmayan organdan bahsetmekten sıkıldık. Ama inanın; “el ile bozmak” veya “elle kirletmek” anlamlarına gelen mastürbasyon, bununla yoğun şekilde ilgili. O zaman, ilginç olabilecek bir tespit daha yapalım:

Beynin motor korteksinde, yani hareketlerimizi yöneten bölümünde en geniş yeri kaplayan alan el ile ilgilidir!

El ile olan yönlerini incelerken aklımızda tutmamız gereken, beyin organının sürekli daha soyut bir üretim yapmak üzere çalışan bir organ olduğudur. Beyin çalıştığı sürece hayatımızda, dünyamızda yaşanan olaylara, karşılaştığımız kavramlara açıklama bulmak için öncekilerden ileri soyutlamalar yapmak zorundadır.

Hayatın anlam(sızlığ)ı, zamanın göreliliği, ölümün çözümsüzlüğü, aşkın karşı(lıksız)lığı, tanrının varlığı gibi binlerce zor soru karşısında acı çeken organımız bir yandan da vücudumuzda olup bitenlerle ilgilenir, çeşitli organlarımızla etkileşim içinde yorumlamaya çalışır dünyayı.

Ellerimizin fonksiyonlarının beynin motor korteksinde bu kadar ayrıntılı olarak yer tutması ise tesadüf değildir. İnsanın maddeyle ilişki kurduğu en temel araç olan eller, mastürbasyondan söz ettiğimiz anda başka bir anlam kazanıyor. Bu çerçeveden bakınca bambaşka bir problem olarak çıkıyor karşımıza mastürbasyon.

Tarihin ilk dönemlerinden beri insanlığın madde ile ilgili algıları, kaçınılmaz bir ortaklık oluşturmuştur. Tüm gizemci öğretilerde, insan maddeden ne kadar uzaklaşırsa, sanki gerçek veya asıl olana o kadar yönelir. Soyutlama yeteneklerini geliştirmek için kurulan bütün bu öğretiler aslında insanı biraz daha yukarı çekmek ve maddenin oluşturduğu dünyanın acılarından kurtarmak içindir.

 Maddeyle olan ilişkimizin fiziksel uyarım ile başladığı, ancak zihnin kurduğu fanteziler ile yıkıldığı tek eylem olarak mastürbasyon; tam bu noktada biz, anlamaya çalışanların, anladıkça daha mutlu olacağını zannedenlerin özellikle dikkatini çekiyor.

Mastürbasyon ellerimizle aklımızın birlikte çalıştığı soyutlama, hayal etme, gerçekliği algılama işlevlerinde insanoğlunu bambaşka yerlere götürüyor. Maddenin bize zarar veremeyeceği, her düşlediğimiz şeyin hazzını duyabileceğimiz hissini yaşatıyor.

İşte mastürbasyon, bu yüzden yaklaşık üçyüz yıldır tartışılıyor.

Tıbbın neden olduğu sancı

1708 ile 1716 arasında – 1712 yada civarında – yazılan kısa bir risale ile beraber mastürbasyon ile ilgili tartışmaların başladığı ve yaklaşık 300 yıldır sürdüğü düşünülür.      

Sahte bir doktor tarafından yazılan risalenin ismi ise kanımızı donduracak nitelikte: “Onania; ya da iğrenç kendi kendini kirletme günahı ve her iki cinsiyet de göz önünde tutularak, onun korkunç sonuçları, bu tiksinç davranışla kendilerine zarar vermişlere ruhsal ve fiziksel nasihatler. Ve her iki cinsiyetten gençlere yerinde tembihler”. Burada ismi geçen Onan, Eski Ahit’de spermlerini toprağa akıtan ve bu yüzden cezalandırılan, Yahuda’nın oğludur.

Yukarıda bahsi geçen gelişmelerden bizi haberdar eden Thomas W. Laqueur haklı bir soru soruyor. “Temel mesele 1712 dolaylarında mastürbasyonun neden tıbbi bir sorun haline geldiği ya da 1920 civarlarında onun hastalık sebebi olduğu düşüncesinin niçin sona erdiği değildir. Daha genel sorun şudur: Neden 1712’de ya da o civarda (Aydınlanma’nın şafağında) mastürbasyon uzak ahlaki ufuklardan, etik ön plana taşınmıştır?”

18.yy’dan önce mastürbasyon o kadar büyük sorun olmamıştı. Sanılanın aksine, tek tanrılı dinlerde kesin hükümlerle yasaklanmamış ve hatta din âlimlerinin yorumları doğrultusunda, koşullara göre serbest bırakılan bir davranış olarak kalmıştı. En azından, dinlerin meşru olmayan veya sapkın cinsel ilişkileri yasaklarken, mastürbasyona olumsuz bir vurgu yapmadıklarını çekinmeden söyleyebiliriz.

İlahi otoritenin zayıfladığı ve doğa bilimlerinin kuralları koymaya başladığı bir dönemde, doktorların amacı gerçekleri ortaya koymaktan çok, bu otoritenin sözcüsü olmaktı. Ahlak rehberliğine soyunmuş çeşitli hekimler ve sahte doktorlar mastürbasyonun ne kadar kötü bir davranış olduğunu, birçok hastalığın veya sakatlığın kaynağı olduğunu bildiren kitaplar ve yazılar yayınlamaya başladılar. Bu zamanla o kadar ilgi çekici bir konu haline gelmişti ki; yaptıkları buluşlarla şimdi bile ismi saygın bir şekilde anılan ünlü hekimler bile mastürbasyonu kötülemekten kendilerini alamıyorlardı.

Tartışmalarda başı çekse bile tıp, bu yanılgıda tek suçlu değildi. İnsanlığın akılcılaştırma çalışmaları sınır tanımıyor ve sabırsızlıkla her alanda kural koyucu olmaya çalışıyordu. Bilimselliğin ve aydınlanmanın, kendisi dışındaki herşeye karşı katılaştığı bir dönemde Voltaire, otoerotik cinselliğin, yani mastürbasyonun, sosyal ve manevi yaşam koşullarıyla ters düştüğünü söylüyor, bu eylemi yaptıklarını iddia ederek rahiplere, rahibe ve keşişlere saldırıyordu.     

Voltaire’e göre mastürbasyon ve daha kötü eylemler sağlıklı seksi yasaklayan bir dinin uygulamaları idi.

Yine mastürbasyon Kant’a göre ahlaka karşı bir saldırı ve benliğin suistimaliydi. Ahlaki teolojinin sesssiz kaldığı mastürbasyon Kant için, bir tür ahlaki cinnet, doğaya aykırı, etik olan herşeyin reddiydi. Hatta hayvanlığı kabul etmekti.

Rousseau mastürbasyon üzerine olan “Nouvelle Heloise”i yazmış, daha sonra da mastürbasyonun, bireyin ahlaki temizliği açısından en ciddi tehlike olduğunu iddia ettiği “Emile” i kaleme almıştı.

Gerçek olandan sapma, sahte bir zevk olarak mastürbasyon, dünyayı pozitif bir düşünceyle açıklamaya çalışan zamanın filozof ve bilginleri için ayağa dolaşan ve ilerlemeyi önleyecek bir sorun olarak duruyordu.

1712’den önce tıpta hemen hiç tartışılmamış olan bu kirli edim, fuhuştan, ensestten, anal seksten, eşcinsellikten ve hatta hayvanlarla ilişkiye girmekten daha korkunç ve zararlı bir davranıştı. Bunu engellemek için çok uyanık olmalı ve kız çocuklarının dar kıyafetler giymelerine, yatakta kitap okumalarına bile izin verilmemeliydi.

Sosyalleşmeyi önleyen, doyurucu olmayan, taklit olan ve aşırıya kaçma tehlikesi bulunan; insanlara sunduğu hayal dünyasıyla daha tehlikeli düşüncelere sevk edebilecek, bağımlılık potansiyeli taşıyan ve tek başına yapılan bir eylem olarak gerçekten korkutucuydu mastürbasyon. Sunduğu imgelerle her tür sapıklığa sebep oluyor ve sebep olduğu hastalıklarla insanlığı tehdit ediyordu.

Bu konudaki korkular öyle paranoyalara yol açıyordu ki, bazı hastalar mastürbasyon yapmayı bırakamadıkları için dönemin hekimlerine başvurarak, kendilerinin iğdiş edilmelerini istiyorlardı.

Mastürbasyona karşı modern tıbbi saldırıya öncülük eden Protestanlar, cinsel ilişkilerin kısıtlanmasına düşmandılar. İlginç bir şekilde mastürbasyona karşı olan tepkiler aslında cinsellik karşıtlığı ile paralel seyretmiyor, aksine mastürbasyonun, cinsel ilişkileri engelleyeceği korkusunu taşıyordu.

Devrim öncesinde Rusya’da hâkim olan görüşe göre de, bu davranış, uygar insanın cinsel edimi değersizleştirmesi olarak görülüp kınanıyordu.

Hiç şüphesiz; aklın ve toplumun yüceltildiği böyle bir dönemde, her ikisini de yok sayarak yapılan bir eylem insanlığın başına gelebilecekler arasında belki de en kötü, en yıkıcı olandı.

Ve Freud ile gerçekleşen devrimle tekrar aklandı mastürbasyon. Uzun süren tartışma ve toplantılardan sonra birçok psikiyatrist ve psikanalistin karşı çıkmasına rağmen, son tahlilde mastürbasyon gelişimin doğal bir şekli olarak ortaya çıkıyor ve olumlanıyordu. Böylece Freud ve izleyicileri sayesinde, tıbbı da şarlatanlık yapmaya zorlayan düşünsel çelişkiler sonuca ulaşmış oldu. Elbette burada Freud’un sadece mastürbasyon üzerine değil, aklın dışına çıktığı ve rasyonalizmin çözmekte zorlandığı bilinçdışı buluşunun da önemi büyük olsa gerektir.

İşte o zaman mastürbasyon konusunun çözüme kavuştuğu sanılıyordu.

Yeni keşifler..?

Edebiyatımızda mastürbasyonu belki de en iyi anlatan Nihat Genç’dir. “Edebiyat Dersleri” kitabındaki “Mısır Tarlaları” isimli hikâyesinde çocukluk arkadaşını, Kerem’i anlatır. Her fırsatta 31 çeker Kerem. Zihni kendisini baştan çıkaracak hayaller yaratmadan durmaz. Aynı hikâyede Kerem olay yerine geri dönüp teslim olan katil için şöyle der. “Çok salakmış oğlum katil, otuzbir çekseymiş, birşeyi kalmazdı!”

Hepimizin çocukluğunda öyle pis bir arkadaş vardır. Hepimiz, iyi-kötü, doğru-yanlış derdine düşmeden evvel yaşamışızdır bu heyecanı. Hepimizin ilk gençlik dönemlerinde yaşadığı duyguları ne güzel anlatır Nihat Genç. Öyle anlatır ki; kurban olunur Kerem’e..

Ebced hesabına göre 31 sayısına denk gelen “el” sözcüğünden köken alan deyimimiz bize komik gelen, eğlendiren yanıyla; özellikle gençler ve yalnızlar için mutluluk projesinin aksatılmaması konusunda sigorta görevi görüyordu.

Avrupa’nın yüzyıllarca yaşadığı çalkantının aksine, olsa olsa, içlerine kapanmasınlar, çok abartmasınlar diye biraz korkutmuşuzdur delikanlılarımızı. Ve ülkemizde, biraz sonra anlatacağımız, batı ülkelerindeki gariplikler hiç yaşanmamıştır.

Herkese mastürbasyon yaptıracak bir yazı yazmak değil niyetimiz. Çocuklarda normal olarak görülebilen bir davranış olarak tanımlanan mastürbasyon, bebeklik döneminde bile tanımlansa da, insan gelişiminde yerini paylaşıma bırakacak bir adaptasyon süreci olarak görülmelidir.

Hayvanlarda gözlenen, hatta tıp literatüründe, ana rahminde bile tanımlandığı bilimsel yayınlar bulunan bu davranışın masumiyetini sorgularken öznesine bakmak, öyle sanıyoruz ki; yeterlidir.

Öyle de olsa, mastürbasyonla oluşan cinsel ilgi dış objeye yönlenmeli ve uygun eş seçimi için gerekli gelişim meydana gelmelidir. Normal psikolojik yapının, sosyalleşmenin ve ilişkilerin gelişmesi için doğal sürecin devam etmesi gerekmektedir. Her ne kadar, çeşitli araştırmalarda mastürbasyonun sınırsızca yapılmasının yanlış olmadığı iddia edilse de, biz bunun cinsel açıdan normalleşme karşısında bir engel oluşturabileceği kanısındayız.

1970’lerden bu yana mastürbasyonu destekleyen yöndeki hareket ve beraberinde önceden önemlerini vurguladığımız iletişim araçlarının gelişmesi gizli bir kaygıyı da beraberinde getiriyor. Öyle ki, artık insanın icatlarından korkuyoruz! Ya da insan zihninin tutulabileceği bir çılgınlık, ihtimal halinde bile olsa tedirgin ediyor bizleri.

Betty Dodson’ın 1974’de yazdığı “Liberating Masturbation: A Meditation on Self Love/ Özgürleştirici Mastürbasyon: Kendini Sevme Üzerine Meditasyon” ve Random House’un 1995’te bastığı “Sex for One: The joy of Self Loving/ Biri için sex: Kendini Sevmenin Mutluluğu” gibi kitaplar, bunları izleyen başkaları ile mastürbasyonu beklenenden daha ileri bir uğraş haline getirmeye başladılar. Anti-Freud’cu bir tutumla mastürbasyon, daha iyi ve daha az cinsiyetçi bir toplum için araç olarak görülmeye başlandı.

Örgütler, kulüpler kuran mastürbasyon yanlıları bu yönde sanatsal eylemler, gösteriler de yapmaya hazırdırlar. Mastürbasyon görüntüleri veya diyalogları içeren Hollywood filmleri artık bizi şaşırtmadı. Hatta internet üzerinde mastürbasyon yapılan ve bunların paylaşıldığı siteler giderek yaygınlaştı.

Bu gelişmeler ancak, bizim argomuzda dişi eşeğin eşey organına suyun duhul etmesini konu alan bir deyimle açıklanabilir. Biz daha bilimsel bir tanım bulamıyoruz.

Şimdiye kadar binlerce yıldır insanlığa sanal bir dünya sunan mastürbasyon bugünkü ortamda sibernetik çekiciliğini yitiriyor. Elbette insan durmayacak.

Aklımızı yakacak başka şeyler mutlaka bulacağız..

Sibernetik bir ara 

“Modern insan için haz ya da bezginlik hissetmenin önemi yoktur, önemli olan uyarılmaktır.” diyordu Nietzsche. Belki de insanlığın bugün karşılaştığı dağınık uyarı sistemlerinin, sadece uyarılma dürtüsünün anlam taşımaksızın, nasıl sürükleyici olabileceğini öngörüyordu böylece.

Gazete, radyo, televizyon ve nihayet bilgisayar ile hayatımıza sokulan bütün objeler bize sonsuz miktarda bilgi sunma niyetinde görünüyor. Sibernetik kavramları bilmeden önce bile sanal bir yaşantı sunan mastürbasyondan söz edip, bilgisayarlarla hızlı ve yüklü bir şekilde taşınan bilginin doğasına değinmeden geçemedik.

Vücudumuza dışarıdan yapılan veya içsel olarak meydana gelen her uyarıyı bilgi kapsamında inceleyebiliriz. Şu durumda güzel bir kadının imgesi bir bilgidir. Vücudumuza acımasızca sokulan bir bıçak bilgidir. Günlük yaşantımızda farkında olmadan maruz kaldığımız her uyaran bir bilgiler dizesidir.        

Mastürbasyonda bunların da sorgusunu yapıyoruz.

Bilginin içerik olarak taşıdığı yük ve karmaşıklığı yanında konumuzla ilgili olarak önemli olan yönü doğasıdır. İngilizce’de “data”, “information”, “knowledge” kelimelerinin her biri bilgiyi farklı kademelerde tanımlayan kelimeler iken, Türkçe’deki “veri”, “bilgi”, “bilgelik” kelimeleri de aynı şekilde bilginin hiyerarşik düzenini tanımlayan kavramlardır. Mesela “veri” dediğimizde daha primitif, yani ilkel düzeyde bilgiyi kast ederken, “bilgelik” dediğimizde, bilginin profesyonelce yorumlanarak yeniden düzenlenmesini ve çok katmanlı bir halde olgunlaşmasını anlayabiliriz.

Bilginin analog sistemlerden uzaklaşıp, dijitalize olması ise bizi burada daha çok ilgilendiriyor. Beynin günümüzde vücudu daha az kullanarak bilgiye ulaşması, yani uyarılara maruz kalması, yine vücudun devre dışı bırakıldığı en önemli eylem olan mastürbasyonu daha anlamlı hale getiriyor. Beslendiği bilgi kaynağının, analogdan dijitale daha yakın olduğunu varsayabileceğimiz mastürbasyon, dokunma ediminin bizi taşıdığı sanal özelliklere sahip.

“1” ve “0”, başka bir deyişle varlık ve yokluk seçeneklerini kullanarak gelişen bilgisayar sistemleri, çılgınca kurulan, varoluşun sıkışıp kaldığı sanal bir dünyada kendisine muhtaç mastürbatörler yaratıyor.

Nitekim sanal seks konusunda araştırmalar ve tıbbi yayınlar yazılmaya başlandı bile. İnsanlığın mastürbasyona daha da yaklaştığı bu sibernetik ara daha uzun sürecek gibi görünüyor. Ama bizim içimiz rahat.

Başladığımız yere geri döneceğimizi biliyoruz...

Peki, şimdi ne yapalım?

Lütfen hiç kimse ellerine bakmasın. İsteseniz de “Haydi!.. 31’e devam.” diyerek kapatamayacağız konumuzu.

Nasıl, ne zaman, hangi sıklıkla yapılmalı/yapılabilir gibi soruları yazımızın dışında tuttuk. Ancak merak eden okurlarımıza, son derece ilginç yanıtlar alabilecekleri Haydar Dümen hocamıza başvurmalarını salık veriyoruz.

Görüldüğü gibi; burada en önemli soruları sorduk, en büyük filozofları konuşturduk. Mastürbasyon o kadar basit bir konu değil. Orgazmın bedenden çok, zihinle ilişkilerinin temel belirleyiciler olarak ortaya konduğu şu günlerde asıl soru akıl ve madde ile ilgili çünkü.

Bir çiçeği bile koklarken uzaklaşmak lazım. Her şeyi güzel kılabilir mesafenin çekiciliği. Bizi kendisine çeken bir insanın etrafını saran sis; o sisin dağıldıkça peşinde bıraktığı boşluk hissi ve mastürbasyonla içine kapandığımız çekirdeğin sert dokusu...

Bunlar önemli elbette. Ama madde yine de kaybetmedi. Maddenin ataleti, sürtünme kuvvetiyle beraber maddenin ihaneti haline geldi. Kadın ve erkeğin yaşamaktan zevk alarak çoğalmasını sağlayan, bütün güçlere ayrım yapmaksızın karşı koyan yegâne güç oldu sürtünme kuvveti.

Doğrudan zihinsel bir eylem olarak tanımlayabileceğimiz mastürbasyon maddenin tüm dokunsal, görsel ve duyusal uyaranlarını ortadan kaldırırken, acıklı bir şekilde bu güce bağımlı kaldı.

Gerçek veya gerçeklik kavramı ile boğaz boğaza geldiğimiz için artık daha karışık her şey. Bir fizik probleminin içinde değiliz ki, ihmal edelim sürtünme kuvvetini...

Maddeye eskisi gibi güvenebilir miyiz peki?

Hakkımızda hayırlısı!

Kaynaklar

1) Nihat Genç, Edebiyat Dersleri, Cadde yayınları, 2006 

2) Marx-Engels, Seçme Yapıtlar 3, Sol Yayınları 

3) Nonaka, I. and Takeuchi, H., The Knowledge Creating Company, New York: Oxford University Press, 1995 

4) Aktan, C.C., Vural, Đ.Y., Bilgi Çağı Bilgi Yönetimi ve Bilgi Sistemleri, 2005

 5) Clin Neurol Neurosurg. 2008 Feb;110(2):190-3. Epub 2007 Oct 24. Involuntary masturbation and hemiballismus after bilateral anterior cerebral artery infarction.

Bejot Y, Caillier M, Osseby GV, Didi R, Ben Salem D, Moreau T, Giroud M.

Department of Neurology, University Hospital of Dijon, France.

 6) J Sch Health. 2007 Sep;77(7):359-66; quiz 379-81. Sexual attitudes and risk-taking behaviors of high school students in Turkey.Aras S, Semin S, Gunay T, Orcin E, Ozan S.

Department of Child Psychiatry, Dokuz Eylul University, Faculty of Medicine, Inciralti, Izmir, Turkey

 7) J Sex Res. 2007 May;44(2):122-34. First stirrings: cultural notes on orgasm, ejaculation, and wet dreams. Janssen DF. Berg & Dalseweg 209 k60, Nijmegen 6522BK, The Netherlands.

 8) J Sex Marital Ther. 2007 Jul-Sep;33(4):301-17. Masturbation in the United States. Das A.

Department of Sociology and Population Research Center, University of Chicago, Chicago, Illinois 60637, USA. 

 9) J Sex Marital Ther. 2007 Jan-Feb;33(1):31-9. Intercourse orgasm consistency, concordance of women's genital and subjective sexual arousal, and erotic stimulus presentation sequence.

Brody S. Division of Psychology, School of Social Sciences, University of Paisley, Paisley, United Kingdom.

10) J Biosoc Sci. 2007 Jan;39(1):121-35. Epub 2006 Feb 1. Sexual behaviours and contraception among university students in Turkey. Aras S, Orcin E, Ozan S, Semin S.

Department of Child Psychiatry, Dokuz Eylul University, Izmir, Turkey.

11) Rev Med Liege. 2001 Jul;56(7):523-30. Internet addiction: a different kind of addiction? Dejoie JF. Clinique Notre-Dame des Anges à Glain.

12) J Am Acad Psychiatry Law. 2002;30(1):81-94. Forensic psychiatry and the internet: practical perspectives on sexual predators and obsessional harassers in cyberspace. McGrath MG, Casey E. Department of Psychiatry and Behavioral Health, Unity Health System, Rochester, NY, USA.

13)J Am Psychoanal Assoc. 2008 Mar;56(1):123-46. Masturbation, sexuality, and adaptation: normalization in adolescence. Shapiro T. Weill Cornell Medical College, USA.

14) Leung AK, Robson WL. Childhood masturbation. Clin Pediatr 1993; 32 : 238-241.   

15) Int J Psychoanal. 2007 Aug;88(Pt 4):883-93. Freud's baby: beyond autoerotism and narcissism. Cohen DW.

16) J Sex Marital Ther. 2005 May-Jun;31(3):187-200. Are orgasms in the mind or the body? Psychosocial versus physiological correlates of orgasmic pleasure and satisfaction. Mah K, Binik YM. Behavioural Sciences Research Division, Toronto General Hospital, University Health Network, Toronto, Ontario, Canada.

17) Arch Sex Behav. 2005 Jun;34(3):321-8. An Internet study of cybersex participants.

Daneback K, Cooper A, Månsson SA. Department of Social Work, Göteborg University, Göteborg, Sweden.

18) Meizner I. Sonographic observation of in utero fetal "masturbation". J Ultrasound Med 1987; 6 : 111.   

19) Hulki Aktunç, Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü, YKY, İstanbul, 1998

 20) Tek kişilik seks, Mastürbasyonun Kültürel Tarihi, Thomas W. Laqueur, Literatür Yayınları, Ocak 2007
 
 << geri