|
KRİZ VE DIŞKI
(%100
Organik Para Yorumu)
“Titanic” diye bir film vardır, bilirsiniz. Başından itibaren
akıbetlerini bildiğiniz insanların felakete nasıl gittiklerini
görürsünüz filmde. Olayların gelişimini izlerken hepsinin
duyguları size de yansır. Çekilen diğer bütün felaket
filmlerinde de izleyici ile filmde canlandırılan ana karakter
arasında bir sıcaklık oluşur. İzlerken kahramanın, tam o
korkunç olaylar dizisine dâhil olduğu anları dudağınızı
ısırarak izlersiniz. Size “Hay Allah! Öyle yapmasaydı
kurtulacaktı” dedirten kırılma noktasına içiniz parçalanarak
tanıklık edersiniz.
Biz
de aynen bu duyguyla izledik kriz öncesini ve krizi. Felaketin
hangi yollardan ve nasıl geldiğini görüyorduk. Ne var ki, her
biri kahramanımız olan, bu ülkede yaşayan insanlar birdenbire
yoksullaşırken, kitleler halinde işsiz kalırlarken içine
uzanamadığımız bir filme bakar gibi sadece izleyebiliyorduk.
Bugünlerde aramız çok kötü olsa da, parayla en uzun geçmişe
sahipti bu topraklar. Sevdalanmak, türkü yakmak nasıl
Anadolu'da bulunduysa, para da büyük ihtimalle şimdi Manisa
dolaylarına rastlayan topraklarda bulunmuştu. Bu şeyi icat
eden eski sahiplerinin aksine, şimdi Manisa’da yoldan
çevirdiğiniz birine paranın ne olduğunu sorsanız, bu konuda
maalesef aynı topraklarda yaşayan Lidyalılar
kadar bilinçli
olmayacak ve tatmin edici bir cevap vermeyecekti.
Eskiler büyük ihtimalle, kendilerini icat ettikleri bir
nesneye kaptırmayacak kadar kurnaz, bizse öğretilen her şeyi
sarhoşluk içinde kabul edecek kadar saftık. Belki de,
Anadolu’da bulunduğu antik devirlerden günümüze kadar para da
bizim gibi başka bir şeye dönüştü. Biz de bir Lidyalı bulup
konuşamadığımız için paranın gelişimini kendimiz tahmin etmeye
çalıştık.
Para Nedir?
Malların değiştirilmesini ifade eden trampa yönteminde süre
giden zorluklar, değiştirilmek istenenler arasında aracı
olarak kullanılmak üzere paranın icat edilmesini gerekli
kılmıştı. Alışveriş hacminin ve üretimin arttığı bir toplumda
paranın bulunup kullanılmaya başlaması kaçınılmaz bir durumdu
elbette, ama paranın, bu ilk kullanılmaya başladığı zamanlarda
ifade ettiği şey günümüzden çok daha farklıydı. Anadolu’da,
Mezopotamya’da, Mısır’da kurulan o eski pazarlarda “şu tavuğu
nerede bozdursam da gidip biraz bal alsam” diyerek gezen
köylünün eline geçen para fazlasıyla masumdu şüphesiz. Kaç
ölçekse artık, elindeki bütün yağı verip edindiği parayla
evine öküz derisi almayı düşünen çiftçinin cebindekiler
tarihin ilk paralarıydı ve hayatın esas gayesi olmaktan
oldukça uzaktı.
Bizim
tahminimize göre para, ilk olarak kullanıldığı bu dönemden
hemen sonra masumiyetini yitirmiş olsa gerek. İlkçağ
şehirlerinin antik çarşılarında parayı farklı şekillerde
kullanıp, ilişkileri değiştiren bir iki aklı evvelin ortaya
çıkmasından devletin damga vurma işini üstlenmesine kadar
geçen sürede evrimini büyük oranda tamamlayan para, sonrasında
suç ve savaşlarla dolu olan serüvenine başlamıştı. Belçikalı
ekonomi bilgini Ernest Mandel de para hakkında şunları
söyleyecektir: “Para, her yere sızar, geleneksel bütün bağları
koparır, mevcut bütün ilişkileri değiştirir. Her şeyin bir
fiyatı vardır ve insan sadece parasıyla ölçülür. Bir zamanlar
Aquino’lu Thomas’ın da saptadığı gibi, para ekonomisinin
egemen olmasıyla birlikte genel bir ahlaksızlık başlar, her
şey parayla satın alınır bir duruma gelir. Aynı zamanda para,
vaktiyle köle ile efendi (gerekli emekle artık-emek) arasında
apaçık görünen gerçek ekonomik ilişkileri gizlemeye başlar.”
Karl
Polanyi’ye göre “hayali meta” haline gelen para insanın
doğayla ve diğer insanlarla arasındaki yaşamsal birliğini
parçalayarak bozar. Artık “ekonomik” ve “ekonomik olmayan”
olarak ikiye ayrılan yapılanma insanın sadece iki ekonomik
güdü, kazanç güdüsü ile açlık korkusu tarafından yönlendirilir
hale gelmelerine yol açar (Özel 2000). Diğer tüm güdüler,
insan için ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, günlük
yaşamlarında ikincil bir role indirgeneceklerdir; öyle ki,
"insanın yaşamsal birliği", maddi değerlere dayanan "gerçek"
insan ile "ideal" benliği biçiminde ikiye ayrılmıştır" (Polanyi
1947a, 116). Gittikçe soyutlanan para, emeğin daha kolay
sömürülebilmesi için, günümüz sistemi tarafından diğer
kutsallar arasına katılarak tapınılacak duruma getirilmiştir.
Bin
yıllar içinde insanlığa korkunç kayıplar verdiren paranın
edindiği rolleri, yüklendiği anlamları süpürüp tekrar bakmak
gerekir. Bir yandan haklı olarak emek ve zaman kavramlarıyla
beraber anılan; öte yandan “aşk mı para mı?” gibi tuhaf
karşılaştırmalara konu olan paranın ne olduğunu herhalde en
iyi, kendi bedenimizi ortaya koyarak anlayabiliriz.
Üretim Süreçleri
Emeğin dönüşmesiyle,
genellikle de onun doğasının tersine bir evrim göstererek
ortaya çıktığına ve sonunda iktisadi anlamda bunların ötesine
çıkarak soyut bir değer kazandığına göre parayı üretim
ilişkileri içinde ele almak lazım. Üretim süreçlerini ise en
basit ve ilk soruları sorarak anlamaya çalışabiliriz.
Vücudumuzun ürettiği en temel şey nedir diye sorduğumuzda
verilecek en mantıklı cevap dışkıdır. Dışkı, kelimenin de
ifade ettiği gibi dışlanan, ilk fırsatta atılan bir şey
olmanın aksine bağırsaklarda özenle üretilir. Onun formülünü
tutturmak için çalışan milyarlarca hücreyi ve bütün olayların
doğru ve zamanında gerçekleşmesi için kurulmuş mekanizmaları
düşündüğümüzde dünyadaki bütün borsalar, para piyasaları ve
devlet kurumları basit kalır. Dışkının yapılması karmaşık
olduğu gibi, bu üretim esnasında ters giden olayların sizi
öldürebileceği ya da hayatınız boyunca süründürebileceği
kritik bir öneme sahiptir.
Bazıları bu çok kıymetli ürüne “bok” der. Düşünmeden sarf
edilen bu sözcük, onun hak ettiği mertebeye yakışmadığı ve
biraz da ayıp olduğu için bu kelimeyi kullanmaktan mümkün
olduğunca kaçınacağız. Yine de, daha iyi anlaşılabilmek için
kullanmak durumunda olacağımız için hatırlatalım: yazıda geçen
"bok" kelimesi sadece insan dışkısını tanımlamak için
kullanılmıştır. Tartışmaya açacağımız, çok önemli konular
bokla ilgili olduğu üzere, argoya taşan imalar tamamen
gayelerimizin dışındadır.
Temel
tiksindiricilerden olan diğer vücut akışkanlarının inadına,
bok, mide bulandırma konusunda her zaman başı çekmiş ve kendi
başına bir ekol olagelmiştir. Katı olduğu için imgesel olarak
belki daha kuvvetli ama yüzeysel bir zarafetten uzak, sosyal
olarak ise son derece zayıf ilişkilere sahiptir. Onun emanetçi
kirliliği ise belki de uğrayacağı yıkımın en önemli
habercisidir. Ancak temel üretim maddesi olmanın yanında
ekonomik bir özelliğiyle daha ilgi çeker insan dışkısı.
İnsanoğlunun dünyayla gerçek anlamda ilk ve en önemli fiziksel
teması onunla sağlanır. Hem de dolaysız ve eşzamanlı olarak.
Her gün, yalnız kaldığınız o özel anlarda, siz bıraktığınız
anda tamamıyla aynı miktarı soğuran dünyayla aranızda tarihin
en adil alışverişi yaşanır. Siz ne kadar verirseniz, dünya o
kadarını alır. Faizsiz, kefilsiz ve vadesiz çalışan hiçbir bok
parçası, paranın sebep olduğu haksızlıkları size yaşatmaz!
Bizim
parayla ilişkilerimizin belirsizliği yüzünden yaşadığımız kriz
ise; insanın, kıçının nerede olduğunu bilmeme halidir.
Anal Ekonomi
Karın içindeki basıncın ne olacağından, bağırsakların
mekaniğine kadar pek çok olguyu araştıran fizyologların,
bunlar gibi daha pek çok işlevdeki bozukluğu araştıran
Dâhiliye ve Genel Cerrahi doktorlarının yanında boşaltım
sisteminin insan ruhuyla temasını da açıklamaya çalışan bilim
adamları vardır. Bunların en önemlisi olan Freud, insanın
psikolojik gelişimindeki aşamaları tarif ederken, dışkılamaya
olan bilinçdışı ilginin önem kazandığı “anal” dönemi de neden
olduğu hastalıklar ve sosyal olgular çerçevesinde
incelemiştir. Anal kelimesi, dışkının çıktığı yer olan anüsle,
yani makatla –daha detaylı anlatamıyoruz- ilişkili anlamına
gelir ve belirleyici olduğu gelişim dönemindeki etkileriyle
davranış ve kişilik özelliklerinde önemli etkiler meydana
getirir. Bu dönemin etkileriyle, insanlar daha cimri ve
kuralcı, daha inatçı ya da biriktirici olabilirler mesela.
Bağımlılıkların belirlendiği, nesnelerle ilişkilerin
düzenlendiği bir dönem olarak bu süreç büyük olasılıkla
parayla aramızdaki ilişkilerde de etkilidir.
Hüseyin Özel, “Ölümün Politik İktisadı” başlıklı makalesinde
Norman Brown’ın konuyla ilgili görüşlerini şöyle dile
getirmektedir: “Gerçekte
burada benimsenen temel teorem, Oedipal aşamaya karşılık gelen
"yüceleştirme" sürecinin, bedenin "aşağı" bölgeleriyle
ilişkilendirilebileceği ve buna dayanarak da bütün bu maddi
varlıkların, özellikle de paranın (ve altının) "dışkı" olduğu
düşüncesidir. Bu bağlantı, bebekteki anal erotizm aşamasında
bedensel atıklara atfedilen, bunların bebeğin kendi ürünü
olduğu düşüncesine dayanan simgesel anlama dayanmaktadır
(Brown 1959: 191). Burada, inorganik, ölü madde biçimindeki
para, bebeklik narsisizminin bedenin atık ürünlerine atfettiği
sihirli gücü devralarak canlılık kazanır.”
Paranın
organik kökenleri de sembolik anlamları da aynı sonucu
veriyor. Bazen fışkırarak bizi tedirgin etse de, genellikle
belli bir formda kalarak güvenlik duygusu veren dışkı bütün
kuralları koymuş sanki. Şimdi ceplerimizde bütün katılığıyla
salınırken ve ellerden oluşmuş bir kanalizasyon ağında
dolaşırken üstümüze bulaşmayacağını düşünüp rahatlıyoruz. Ama
yaşadığımız kriz, hiç de öyle olmadığını gösteriyor.
Modern
ekonomi de, insanı temel aldığına göre dışkıyı üretme ve
boşaltma dinamikleri üzerine kuruludur. Aynen yerin altına
gönderip, varlığını unutmaya çalıştığımız atıklarımız gibi
dolaşıma çıkan para da karşılaştığı her bireyle benzer
ilişkiler oluşturur.
Homo Koprofilicus
Anal
kişilik özellikleriyle bezenerek inşa edilen “Homo Economicus”,
evrimin parayla şekil aldığını telkin etmenin yanında,
dünyanın da para üzerinde döndüğünü savunmaya niyetli, yeni
bir ortaçağ açmaya çalışanların çok sevdiği bir terim oldu.
Her tür manyaklığı çok doğalmış gibi yutturan bir sistemde
kendimizi homo economicus’lar olarak görmekten mutlu olmamıza
şaşmamak gerek. Canlılar, içinde yaşadıkları sistemin
koşullarına bağımlı olarak evrimleşirler çünkü.
Ne
var ki, incelememizin sonunda bu türün isimlendirmesinde
hatalar olduğunu gördük. “Homo Economicus”, kendi bokuyla
oynayan birinin tuhaflığını yansıtmıyor. Bu türün ismi “Homo
Koprofilicus”, yani “boksever” insan olmalı bizce. Parayı da
kapsayan boktan şeylere hayranlık duyan, paradan başka değer
tanımayan ve üretemeyen yaygın insan türünü iyi tanımlıyor bu
isim. Öldüğünde bile para sahibi olmayı hedefleyen delice bir
tutkunun sahibi, dışkıyı bedeninden uzaklaştıramayan bir
meczubun korkunç çaresizliğine kapılmış artık. Sağlıklı olmak
için ihtiyaç duyduğumuz hijyenden uzakta, etrafını da kirleten
yeni bir canlı türü bu. Çocukların sokakta yaşamaları onu
ilgilendirmiyor. Fakirlerin, işsizlerin çektikleri etkilemiyor
onu. Etrafına yaydığı pis kokuyla sağladığı izolasyon
kendisinin sırça köşküne kimseyi yaklaştırmıyor.
Her
şeyi birbirine karıştırmaktan müthiş haz duyan insan beyni
sıkıcı tasnif işlerine hiç meyil etmez. Kaosun hizmetinde olan
düşünsel güçlerimiz parayı ve boku birbirine karıştırmış,
ikisinin yol ayrımı zihnimizin derinliklerinde ve çok
gerilerde kalmıştır. Yine de aklımızı tekrar başımıza
toplamamız açısından dışkımız, bizi terk eden paraya göre çok
daha değerlidir. Bok inatla, nerede olduğunu ve ne yaptığını
hatırlatır insana. Onunla işiniz bittiğinde bile suratınıza
dik dik bakmayı sürdürür.
Hayat-Değer Teorisi
Krizi
konuşacaktık ya, şimdi devam edelim. Paranın bize neyin
değerli olduğunu unutturduğu anda kriz başlamıştı zaten. Şimdi
ise, eve yetişemediği için oyun sahasının yakınlarında
boşaltan, ishal olduğunda kakası paçalarından ılık ılık akan
çocuklar gibiyiz. Biz hayatın dışını seçtik. Şirketlerin
herkesi psikopatlaştırdığı bir ortamda insan olmaya dair ne
varsa, hepsini eledik. Hayatı değerli kılan, dünyayı yaşanılır
hale getiren dolu dolu düşünmek ve coşkuyla hissetmekti oysa.
Hayat
kalitesini tahviller, bonolar değil; güler yüz arttırır. Alıp
verdiğiniz selamlar plazma televizyonlardan daha mutlu
edicidir, inanın! Dostlarla beraber okunan bir şiir gibi
duygulandırmaz sizi hiçbir gökdelen.
Çok
para kazanmayı seçtiyseniz, ya da en azından, bunun derdine
düştüyseniz, daha fazla zevk alacağınız şeylerden
vazgeçmişsiniz demektir. İşin kötüsü, ruhunuzda açılan delik
de, aynen vücudumuzda olduğu gibi tek yönlü çalışır. Bir kere
sıçıp batırınca, ne kadar zorlasanız tekrar içeri
koyamazsınız. Para aşkıyla gözleriniz kamaşınca, zaten deliği
de bulamazsınız.
Burada söylediklerimiz hepimiz için geçerli olmasaydı
zenginlere ayrı, fakirlere ayrı yazılar yazardık. Ama para
varlığında da, yokluğunda da aynı anlamları taşır. Zenginleri
biriktirmeye, fakirleri olmadığı halde tüketmeye teşvik eden
paranın, hepimizin paylaştığı anal özellikleridir. Bizi
paranın sahte kutsiyetine inandıran sistemin uyardığı bölgeler
beyinlerimizin hep aynı merkezidir.
Ne
yazık ki, herkesin donunu indirip içine bakma imkânımız
olmadığı gibi ceplerindekileri alıp “git, gerçekten eğlenceli
bir şeyler yap” deme şansımız da yok. Tamam, para olmadan
olmuyor ama ne zaman tutacağımızı, ne zaman bırakacağımızı ve
sifonu çekeceğimizi bilelim.
Yaşadıklarımızın
çözünürlüğünü hızla azaltan parada değildir hayatın değeri.
Annelerimizin bize ilk öğrettiği şeylerdedir.
<< geri
|