Kene İktidarı

“...öyle bir geçirmiş ki etime tırnaklarını
het demekle
höt demekle
bu hınzır kene
aman be ustam
benim değil bu karanlık
benim şu ak ellerimin korkusu değil...”
Hasan Hüseyin   
    
           

Kene hakkında daha yeni yazıyor olmamız bizim suçumuz değil. Bu, konunun içeriğinden kaynaklanıyor. Aynen keneyle karşılaştığımızda olduğu gibi; derimizin altına doğru yol almış ve biz farkına vardığımızda, o, çoktan işini bitirmiş.

Bir iktidar temsili olarak, var gücüyle bencildir kene. Ruhunuzu emip içine çekerken, onu söküp atacak hiçbir tesadüfe izin vermez. Sizi en acı şekilde cezalandıracaktır bunu denediğinizde.

Kenelere kaptırdığımız iktidar, konumuzun sadece bir yönü. Kenelerin son zamanlarda işledikleri cinayetler onların yaptığı ilk alçaklıklar değil. Korkarız, başımıza getirdikleri felaketler de son olmayacak. 

Hatta biz bile belki çoktan kenelerin gazabına uğramış olacağız siz bu yazıyı okurkene...

Herkes soktuysa paçalarını çoraplarının içine, artık başlayabiliriz hikâyemize.

Kenelere Genel Bakış

Bunlar o kadar lanet, o kadar terbiyesiz hayvanlar ki, yazımız küfürlerle, beddualarla bile devam edebilir. Kenelerin tiksindirici hayatlarından söz edip kimsenin keyfini kaçırmak istemediğimiz için sadece konumuzla ilgili özelliklerine değineceğiz. Eksiklerimizden dolayı Tıp ve Veterinerlik Fakültelerinde bu konuda çalışmalar yapan arkadaşlarımızın ve değerli hocalarımızın affına sığınıyoruz.

Artropod olarak isimlendirilen eklembacaklılardan olan keneler Arachnida sınıfı içinde bulunan akrep ve örümcekler ile daha yakından olmak üzere, Insecta sınıfında yer alan bitler, tahtakuruları, pireler, hamam böcekleri ve sineklerle de akraba maytların büyük bir cinsidir.

Bu hayvanların özelliklerinden yazımızın devamında söz etmeye devam edeceğiz. Yine de gelin, iktidar ilişkileri açısından önemli bir kaç noktayı maddeler halinde not edelim:

  • Sadece omurgalılardan kan emerek yaşarlar. Yani asalaktırlar ve asla çalışmazlar.

  • Diğer canlılara hastalık bulaştırırken taşıdıkları mikroorganizmaları kullanırlar.

  • Binlerce yıldır ve dünyanın her yerinde bulunurlar.

Kenelerle tutuştuğumuz iktidar kavgasını daha iyi anlamak için konuyu biraz dağıtacağız. İktidarın sırlarını bu eksende çözümlemeye çalışırken, insanlığın karşılaştığı en yıkıcı olgudan söz etmemiz gerekiyor şimdi... 

Hastalık Etkisi

Hayatta kalmak önemli bir ayrıntı! Aşktan söz ettiğinizde size en gerekli şey hayat olacaktır. Adalet, özgürlük ve barış çığlıkları atarken orada hayat olmalıdır. Ve iktidar istiyorsanız, mutlaka yaşıyor olmalısınız.

Bütün bu ihtiraslarımızı bitiren, bizi en saf arzularımızdan yoksun bırakan en önemli şey ise hastalıktır. Hiç bir şey hastalık kadar güçlü değildir. İnsanların yaşamını değiştiren en önemli olay genellikle bir hastalıktır. İnsanı sakat ve muhtaç bırakan ilk sebep hastalıktır. İnsanın yaşamını sona erdiren çoğunlukla hastalıktır.

Nasıl kalbe saplanırsa bir mermi işte aynen öyledir beyin tümörü de. Atlı bir bozkırlının kılıcı nasıl vurursa boyuna barsaklar da öyle tıkanır. Atom bombası nasıl patlar? İşte aynen öyle kanar kadınların rahimleri de.

Doğru zamanda doğru yerde olan ve doğru kişiyi hedef almış acımasız bir virüs kadar korkunç değildir hiçbir şey.

Bu yeterince açık bir durum gibi görünüyor bize; iktidara sahip olmak için birinci kural hayatta kalmaktır. Şu halde insanları öldüren keneler başarıya ulaşmıştır. Lütfen bunları yadırgamayın. Türler arasında asla dostluk yoktur, sadece anlaşmalar vardır.

Kene, kanınıza bıraktığı ölümcül virüsle tarihin en kuvvetli silahını kullanır. Hastalıkların gücü, en güçlü öfkenin, en derin nefretin ve en büyük savaşların ötesindedir. Örneğin Ispartalılarla Atinalılar birbirleriyle 27 sene boyunca savaşmış, ancak savaşı bitiren tifüs salgınıyla başa çıkamamışlardır. Yine veba, 100 milyon üzerinde insanın canını almıştır. Bütün büyük savaşlarda işlenen cinayetlerin toplamını alsanız, yine de böyle bir sayı bulamazsınız.

Niyetimiz iktidar kavramını kaba bir şekilde ele alarak, böylesine karmaşık bir olguyu sömürmek değil. Ülkemizde gerçekleşen, büyük üzüntüyle izlediğimiz ölümler zaten basit bir konuşmanın parçası olamazlar. O yüzden, yazının devamında iktidarın birden fazla tanımını yapacak ve kene ile olan ilişkimizi de bu incelikle değerlendireceğiz.

İktidar Özgürlüğü Gerektirir

“İktidar, yalnızca özgür özneler üzerinde ve yalnızca onlar özgür oldukları sürece uygulanır.” diyor Foucault. Şu durumda iktidar zor kullanan bir güçten ibaret değildir. Eğer baskı yapıyorsa, o güç zaten iktidar değildir. Kendisine tabii olanların mutlak onayını gerektirir iktidar.         

Antik Doğu toplumlarından günümüze kadar gelen, Tanrı’nın çobana benzetilmesi daha sonrasında İbranilerde ve İslam Devletlerinde iktidar algısını yine aynı anlayışa dayandırmıştı. Çoban yerine konulan kral veya iktidar sahibi olan padişah sürünün uyması gereken kuralları koyuyor ve onun güvenlik ve huzurunu sağlıyordu. Osmanlı yönetiminde de süren aynı tutumun etkileri günümüzde bile hissedilir.

İmam Gazali iktidar sahibine nasihat verirken “Biz çobanız, halk bizim koyunlarımızdır” der. Hatta daha ileri giderek iktidar ve yetki sahiplerinin emirlerine her ahval içerisinde gözü kapalı şekilde itaat gerektiğini belirtmekle kalmaz ve fakat iktidardakilerin keyfî, haksız ve kötü davranışlarının ulema ve din adamları tarafından ortaya vurulması hallerinde dahi kişilerin ve halkın iktidara karşı gelemeyeceklerini söyler. «Al - îktisad Fi'l - İtikad» adlı eserinde.(Arsel, 1972)

Oysa artık Spinoza ve daha birçok düşünür tarafından hür iradenin, kişi hürriyetinin önemi kavranmış ve en son Foucault ile özgürlük, bir yönetim biçimi olarak düşünülmüştür. Ona göre iktidar, yalnızca özgür özneler üzerinde ve yalnızca özgür oldukları sürece işleyebilir.

Bu anlamda özgür olmak demek faklı ve çeşitli davranış biçimleri ve tepkilerin gerçekleştirilebileceği bir imkânlar alanıyla karşı karşıya olmak demektir. Bir iktidar alanı tıkandığında, yönetim ve yapılandırma ilişkisi tek yönlü, sabit ve tersine çevrilemez hale geldiğinde artık iktidar ilişkilerinden söz edilemez. Böyle bir durumda artık yalnızca tahakküm vardır ve tahakkümün olduğu yerde iktidar ilişkisi olamaz. Dolayısıyla, iktidar ve özgürlük birbirini dışlayan bir çatışma ilişkisi içinde değil; çok daha karmaşık bir ilişki içinde yer alırlar. Bu ilişkide özgürlük iktidarın işlemesinin koşulu, hatta önkoşuludur. İktidar ile özgürlüğün direnişi birbirinden ayrılamaz. İktidarın olduğu her yerde bir direniş ya da direniş imkânı vardır. (Keskin, 1997)

Her ne kadar çobanın sürünün üyeleriyle tek tek ilgilenecek olması, sürüyü de selamete çıkarma ihtimali kulağa hoş gelse de hiçbir tarihte tebaa’nın kendisini vicdanına bıraktığı eller o kadar merhametli olmamıştır.

Anarşi ve Despotizm

Tarihsel olarak ele alındığında güzel şeyler hissettirmese de, biz iktidarı nasıl pozitif hale getireceğimizi düşünerek olumlamaya çalışıyoruz. İktidarı bireyler arasındaki bir tür ilişki olarak düşünerek, onun da sorumluluğunu üzerimize alıyoruz. İktidar sahipleri ise nasılsa, Weber’in “irade yürütebilme becerisi” olarak tanımladığı iktidarı anlamakta zorlanmışlardır.

Kendi tarihimizden örnek vermek gerekirse,  IV. Murad’ın asayiş uğruna öldürttüğü yüz binin üzerinde ve Köprülü Mehmet Paşa’mızın beş yıl içinde öldürttüğü otuz bin insan gösterilebilir. Elbette gâvurlar da aynısını, belki daha beterini yapmışlardır. Bizim kendi tarihimizden örnek vermemizin sebebi, onun sorumluluğunu taşımamızdır.

Açıktır ki despotizm ve özgürlüğü kısıtlama yönünde yapılan baskı türlerinden hiçbiri beceri gerektirmez. Weber’in yaptığı tanımın içine kattığı kelime zaten bu inceliği vurgulamak içindir. Bu kavramlar birbirine karışabildiği için üzerinde duruyoruz. Despotizm iktidar ile ters, tamamen onun dışında bir deneyimdir.

Anarşi ve despotizm ise iki sevgili gibidir. Fırsat buldukları zaman doya doya yaşarlar tahakkümün romantizmini. Konuyla ilgili olarak şunları yazar İlhan Arsel: “Devlet müessesesinin hayatiyetine son veren şey sadece anarşi değil, fakat ayni zamanda despotizm’dir ve aslında anarşi ile despotizm deyimleri arasında, ayni felaketli sonucu yaratma bakımından farklılık yoktur. Farklılık sadece zaman unsurund'adır: Biri, yani Anarşi derhal etkisini yaratır ve Devlet'in en kısa zaman içerisinde yok olması sonucunu doğurur, Despotizm ise, zamanla ve için için işleyerek devleti ve toplumu yer ve aynı yok edici sonuca sürükler.”

Keneler etimize tutunana kadar kene ortamı içinde özgürdük. Keneler bizim özgür bedenlerimize yapıştılar. Kenelerin bize bulaştırdıkları kötücül virüslere sonuna kadar itaat eden yine bizim bedenlerimizdi. Ama şimdi pikniğe bile gidemiyorduk. Keneler artık bize hapis hayatı yaşatıyordu!

İktidar Organiktir

İktidarın asıl dayanağının insan olduğunu varsayarsak bunu söyleyebiliriz. Bu anlamda iktidarın bireylere dayanması, iktidarı da organik hale getirecektir. Bizim anladığımız türden bir iktidar artık bireylerden bağımsız değildir. Aksine, tek tek bireyler üretilerek meydana getirilir. Ağzımızı, burnumuzu, ellerimizi, ayaklarımızı iktidardan bağımsız düşünemeyiz.

Foucault bu yeni iktidarı biyo-iktidar olarak adlandırıyor. Foucault’ya göre biyo-iktidar yaşama iki ana biçimde müdahale eder: insan bedenine bir makine olarak yaklaşan birinci biçimi “disiplinci” bir iktidardır. Foucault’nun bedenin “anatomo-politiği” olarak adlandırdığı bu biçimin amacı, insan bedenini disipline etmek, yeteneklerini geliştirmek, daha verimli ve uysal kılmak ve ekonomik denetim sistemleriyle bütünleştirmektir. “nüfusun biyo-politiği” olarak adlandırdığı ikinci biçimi ise bedene bir doğal tür olarak yaklaşır ve nüfusu düzenleyici bir denetim getirir. (Keskin, 1997)

Böylece kontrol, yalnızca bilinç ya da ideoloji yoluyla değil, bedenle de sağlanır. Hem yönetimin nesnesi durumunda kalan, hem de yönetim aracı olarak kullanılan insan, çok kestirme bir şekilde yerine getirir iktidarın buyruklarını. Foucault’ya göre bu nedenle modern dönemde yasalar kadar; özel alana ilişkin cinsellik, üreme, çocuk yetiştirme, sağlık, psikiyatri gibi meseleler öne çıkmakta ve giderek yasalarla birlikte yönetici bir tarz haline gelmektedir.

İktidar yeterince organikse, bir o kadar da dağınıktır. Kenenin bulaştırdığı virüsün organ ve dokulara dağıldığı gibi, her yerde ayrı odaklar kurarken saptanamazdır.

Sperm savaşları

Her üreme eylemi aynı zamanda bir iktidar arayışıdır. Bütün canlılar en iyi genleri sunmaya ve almaya çalışır, bunun için rekabet eder. En ilkel canlıdan, insana varıncaya dek cinsel seçilim bazen çok sert kavgalarla, kimi zaman da karşıdakini ikna edecek türlü oyunlar, sergilenen maharetler veya sahtekârlıklarla sağlanmaya çalışılır.

Ortaokul ve lise sıralarındayken kız için kavga etmiş arkadaşların veya bu olaylara sebep olmuş hanımların yazımızı okuduklarına eminiz. Eğer bu yönde geçmişten gelen bir pişmanlıkları varsa, keyiflerine baksınlar. Dayağı yiyenler ayrı tabi. Onları avutacak fazla şey yok elimizde. Evrensel olan bir kanuna uydular ve kendileri için hoş olmayan bir sonuca ulaştılar. Şimdiye kadar bu yöndeki sorunlarını en zararla çözmüş olmalarını dileriz.

Sözünü ettiğimiz mücadele daha çok erkekler arasında gerçekleşir. Bir çok türdeki dişi seks yapıp yavrularken, erkekler o kadar şanslı değildir çünkü. Bu nedenle mümkün olduğunca çok dişiyi döllemek, dişinin iyi veya kötü olmasından daha önemlidir.

Türün dayanıklılığı ve gelişiminden sorumlu olan dişiler ise her zaman seksten daha fazla şey talep ederler. Bunların en önemlilerinden olan korunmayı sağlayan baskın erkek, birçok türde karşılığında çok eşlilik sağlar. Riskli de olsa biyolojik kazancı çok fazla olan bu durum, diğer erkeklerin yeni üreme stratejileri geliştirmesini sağlamıştır. İstediği dişiyi istediği zaman elde eden, öfkeli ve güçlü liderden dayağı yiyen erkek şempanze maço olmaya çalışmanın işe yaramayacağını anlamıştır. Büyük şeften gizlice getirdiği etle onun kadınlarından birini ayartır. Erkek adayların kendisine yiyecek getirmesini isteyen dişi örümcek başarısız olanları ise yer. Bazı erkek örümcekler dişi taklidi yapar ve rakibinden kaçırdığı hediye ile kandırır dişiyi.

Elbette insanlar bu sahtekârlıkların alasını yaparlar. Erkekler cinsel birleşme veya evlilik öncesinde kendilerini daha nazik, anlayışlı, düşünceli; mesleki konum ve itibarlarını daha iyi, kadınlar kendilerini daha genç ve güzel gösterirler. Yine insanlarda da dişiler için çocukların daha iyi genlere sahip olması ve iyi bakılması, erkekler için ise genlerini taşıyan mümkün olduğunca çok sayıda çocuklarının olması önemlidir.

Dişiler sadece erkeğin davranışlarını şekillendirmekle kalmaz, kendi biyolojilerini de erkekler arasında yapacakları vahşi seçime göre ayarlarlar. Dişi üreme organları en iyi spermi ortaya koymak için, anatomik ve kimyasal olarak engellerle dolu, çok zorlu bir parkur şeklinde düzenlenmiştir. Erkekler burada bile sınava tutulurlar ve dişinin vücudunda kavga devam eder. Spermler birbirlerini geçmeye, etkisiz hale getirmeye ve hatta öldürmeye çalışacaklardır.

Dişilerin erkeklere uyguladıkları bu güç, dayanıklılık ve hatta ölüm sınavları yavruları için hayat sigortasıdır. Evrimsel gücü elinde tutan dişinin iktidar kavgasına girmemesi belki bunun biraz da gereksizliğindendir.

Hiç şüphe yok, iktidar en çok erkeğe gereklidir.

İktidar Cinsiyetlidir

Bu yazıyı yazarken cinsiyet ayrımcısı durumuna düştüğümüz için şimdiden özür dileriz. Amacımız iktidar mekanizmalarını bire bir söz edeceğimiz kavramlarla açıklamak değil, onları daha iyi anlayabilmek için cinsellikle ilgili metaforik bağlantıları kullanmaktır.

Yazdıklarımız erkek iktidarının köklerini gösterirken, onu meşru görmek isteyenlerin elinde delile de dönüşebilir. Ancak kadınlarımızın ne ile karşı karşıya kaldıklarını göstermek açısından yazdıklarımızın yine de değerli olabileceğini zannediyoruz.

Erkek ismi üzerinde erkleri kendi üzerinde toplarken, kadını da sosyal ve siyasal ortamdan mümkün olduğunca soyutlayarak iktidarını pekiştirir. Kadının toplumsal barışı tehdit eden bir unsur olarak ortaya çıkması böylece “modern” toplumun kurulma aşamasında bir sözleşmenin daha yapılmasını sağlamıştır.

Cemal Bali Akal “İktidarın Üç Yüzü” isimli kitabında şunları yazar: “Kadınların erkekler arası bir değiş-tokuş aracına dönüşmesi, kadınlar üzerinde genel bir erkek hâkimiyetinin varlığını ortaya koyar. Toplumun bağrında ortaya çıkan bu farklılaşma, toplum içi eşitsiz ilişkilerin,  yönetenler/yönetilenler ayrımının ilk biçimidir. Ve her toplum, iktidar sözcüğünün cinsel anlamı da göz önünde tutularak, erkekler yönetiminde, erkek toplumudur.”         Buna göre kadın kullanımlarını meşrulaştıran düzeneğin değiş-tokuşa olanak sağlayan bir erkek eşcinselliğince belirlendiğini bile iddia eder Gilles Deleuze ve Felix Guattari.

            Kadın dergileri özgür ve modern kadına seslenirken erkek iktidarına en büyük hizmeti sunarlar. Değiş-tokuş pazarlıkçısı medya, en büyük güçleriyle kadınlarda oluşması muhtemel bilinci tamamen yok ederek kadını kullanma yollarını meşrulaştırır. Siz başlık parasından, berdelden kurtulmaya çalıştıkça yenilenen çerçeve ile ahlak dışı sözleşmelerin devamı sağlanır.

Anneliğe de kadın için bağımlılık yaratıcı, pasifleştirici bir rol yüklenirken, yeni nesilleri ürettiği halde ona somut bir güç verilmez. Bu özelliği sayesinde bile toplumu yönlendirecek hale gelemez kadın.

Medeniyetler daha fazla kadın için kurulmuştur. Daha ilkel canlılardan ayrılarak toplumsal yaşamı geliştiren insanoğlunun temel amacı değişmemiştir. Bunu yapmak istemiyorduk. İnsan sosyal davranışlarını hayvanların tabii ilişkileriyle açıklamaya çalışmanın yanlış olabileceğinin farkındayız, ama insanlığı düşününce önceki türlerden o kadar uzaklaşmadığımızı da görüyoruz. O yüzden bütün bu yazdıklarımız kene dosyası içinde yer alıyor.

Bir zamanlar anaerkil bir toplumun olup olmaması şu anki toplumun ve dolayısı ile iktidarın cinsiyetini etkilemez. Kesin olarak söyleyelim; toplum ve iktidar kesinlikle erkektir.

Maalesef bunun paralelinde ortaya çıkan sorunlar da bir o kadar çirkin...

Tecavüz ve Pornografi

Dergimizin mayıs sayısında ensest ve tecavüz konuları etraflıca işlendi. Bu sorunları masaya yatıran AKP milletvekili Sayın Alev Dedegil’in de çalışmalarına yer verildi. Başarılı olmasını içtenlikle diliyoruz.

Tecavüz ve pornografiyi iktidar ilişkileri açısından daha özel bir şekilde irdelemek gerekir. Tecavüz kadın karşısında galip gelen bir gücün yönlendirdiği korkunç bir şiddet eylemi olarak ortaya çıkarken, aslında içinde çok acıklı bir zafiyeti barındırır.

Bunu erkeklere dönüp daha açık bir şekilde söyleyelim: “eğer tecavüzü düşünüyorsanız, bir zavallısınızdır”. Eğer hali hazırda yaptıysanız Allah belanızı versin, o ayrı. Ama bunu özellikle belirtmek istiyoruz. Tecavüz eğilimi erkekte, hemcinslerine göre güçsüz kalmaktan, beceriksizlikten, saygın bir kimlik oluşturamamaktan kaynaklanır.

 Tecavüz esnasında yapılan saldırı kadın bedeninden çok, erkeğin kendi makûs kaderine, kurtulmak istediği perişan benliğine karşıdır. Ne de olsa şiddet unutmak için kullanılan ve tarih boyu kullanılan en etkili araçtır.

Ama erkek ordusunun asıl öncüleri iktidarın çoğalma ve yok etme dürtülerini daha kurnazca tatmin edecek bir yol bulmuşlardır. Pornografi tam bu anda devreye girerek, hem seyirci hem de oyuncu olan erkeklerin, kadınları alt ettikleri bir sahne kurar. Pornografi ürünleri elden ele bir manifesto kıvamında gezerek, muhataplarını ilkel atalarının olduğu noktaya geri taşır. Pornografinin asıl işlevi temel dürtülerle ilgili değildir.

Belki bu filmleri çekenlerle, dergileri çıkartanlarla konuşsak, “abi her tür sapıklığı yaptırıyoruz, ne eksiğimiz var..” diye cevabı yapıştıracaklardır. Doğrudur, bilmeyenler için söyleyelim, ne ararsanız var. Ama sorun içerik ile değil bunun paylaşımı ile ilgilidir. Günümüzde tanık olduğumuz pornografi yine erkek iktidarının ürünü olarak aslında bir tür tecavüz sayılmalı, o şekilde değerlendirilmelidir. Bu konudaki fikirlerimiz çok net. Bunları doğal cinselliğin ürünleri olarak görmüyoruz.

Şimdi anlatacağız. Yine de kenelere kıyasla masumuz sanki.

Kenelerin cinsel yaşamı

Sormayın, pek bir ateşli bunlar. Anlatmamak için kıvırıp durduk ama konu yine geldi dayandı bu hayvanlara. O kadar edepsizler ki, bizim konuşurken bile yüzümüz kızarıyor. Hiç sınır yok kene ilişkilerinde. Kuşların, kertenkelelerin, geyiklerin, köpeklerin üzerinde çiftleşir. Kan emerken çiftleşir. Çiftleşene kadar terk etmez bazıları konaklarını. Kimisi konağın üzerinde değilken çiftleşir. Ha babam çiftleşirler yani.

Burada yılan balıklarına, kaplumbağalara ve fırsat bulduklarında insanlara sürtünen eşcinsel eğilimli yunuslardan söz etmeyeceğiz. Konumuz iki gün içinde 150 kere cinsel ilişkiye giren aslanlar, birbirlerine oral seks yapan yarasalar veya kendi oğullarıyla çiftleşen köstebekler değil. Çünkü kenelerin yanında hepsi sönük kalır.

Bu eklembacaklıların erkekleri bazen dişi yerine başka bir erkek ile seks yapar. Kendi spermlerini iğfal ettiği erkeğin sperm kanallarına boşaltırlar. Daha sonra tecavüze uğramış olan erkek çiftleştiği dişilere kendi spermleri yerine, tecavüzcüsünün spermlerini bırakır. Bu sayede hiç çaba harcamadan türünü çoğaltır tecavüzcü. İktidarını ırzına geçtiği hemcinsleriyle ağırlaştırır.

Sperm savaşları içinde görebileceğimiz en şeytani saldırı bu. Kanımız donuyor! Ama böylece daha iyi çözüyoruz kene iktidarının sırlarını. A.B.D diye bir ülke var. Sanki o da yapıyor bunun aynısını.

Zehirlediği devletler, içlerindeki kiri halklarına akıtıyor.

İktidar Bilgi Gerektirir

Bilgi hem varlığı, hem de yokluğu ile zarar verebilir insana. Yokluğunda sizi sahiplenip, düşüncelerinizi ve duygularınızı ele geçireceği için; varlığında ise sizin için belirlenmiş olan güvenlik aralığının dışında bulacağınız için kendinizi, tehlikedesinizdir.

Bilgi ile iktidar (ve güç) arasında uzamsal bir yakınlaşma söz konusudur. Bunun nedenleri, bilginin gücü elde etmeye ve onu sürdürmeye yardım etmesi, bilginin gücü desteklemesi, ifşa edilen bilginin gücü meşrulaştırması, siyasal iktidara dayanak sağlamasıdır. Tersinden okunduğunda güç kavramı da bilgiye ihtiyaç duyar. Güç, bilginin birikimini ve dağıtımını kontrol etmeye çalışır. (Meusburger, 2002:1 ).

Bilgiye öncelikle doğayı kontrol etmek için ihtiyaç duyan insan, şimdi bunu iktidar ilişkilerini kendi lehine çevirmek için istiyor. Artık iktidar uğraşı tamamen insan üzerine kurulmuş durumda. Toplumsal konumumuz, sahip olduğumuz bilgiye göre belirlenir. Bilgi sayesinde kişileri ve olayları yönlendirme gücünüz arttığında denetleme işlevini de kazanırsınız ve iktidarı elde eder veya iktidar odağı haline gelirsiniz.

Burada sadece iktidarın bilgi sahası oluşturduğunu değil, iktidar ilişkisi gözetmeyen bilginin de olamayacağını söylüyoruz. A.B.D. ile S.S.C.B. arasında uzun yıllar süren bilgi savaşını, bizim ülkemizde de kimi zaman konu edilen “beyin göçleri” sayesinde iktidarını pekiştiren A.B.D.’nin durumunu bilginin iktidar ile olan ilişkisine örnek veriyoruz.

Bilgi düşündüğünüz kadar masum değildir. Zaten ona sahipseniz ve kullanabiliyorsanız bilgiyi sorun yok, ama genellikle o size sahiptir. Maddi iktidarın yanına “zihinsel iktidar” kavramını ekleyen Bourdieu, bunun, insanların aynı kategorileri kullanmasını, dünya hakkında aynı şekilde düşünmesini ve hissetmesini sağladığını söylüyor. Zihin içine girip onu ele geçirmenin tek yolu elbette bilgidir.

İktidarın bilgiye dayanması demek, yine iktidar için en önemli tehlikenin bilgi olması anlamına gelir. Çünkü denetimsiz üretim yapan beyinler her an iktidar ile uyuşmazlık gösterebilecek karanlık alanlardır ve suç üretme potansiyeli taşırlar. Beyin doğası itibariyle beden ile karşılaştırıldığında genel üretim politikasına uydurulması en zor olan organdır. Kolları, ayakları, el ve parmakları kolayca ikna edebilir, onları istediğiniz gibi çalıştırabilirsiniz ama donanımlı bir beyni değil. Düşünce ve duygularınız, hayalleriniz ve hatta rüyalarınız günün birinde başınızı feci şekilde ağrıtabilir. Beyinle yaptığınız her üretimde yeni bir kontrol mekanizması gerekir.

İktidarın size sunduklarını bir türlü kabul edemeyen beyniniz bir süre sonra suç makinesine dönüşebilir beyin! Sakın telaşlanmayın... 

Kene Teknolojisi

Sert kabuklarının altında, çok özel bir bilgiye sahiptir keneler. Onlar size ne yapacaklarını bilirler ama sizin eliniz kolunuz bağlı hala. Nasıl taşıyacaklarını ve aktaracaklarını bildikleri virüslerin karşısındaki cehaletimiz ve arada oluşan bilgi açığı iktidarın temelini oluşturuyor.

 Hocamız Gazi Yaşargil seneler önce nanoteknolojinin önemine dikkat çekmiş ve nano motorların bir gün endoskopik nano cerrah olarak kullanılacağını söylemişti. Nanoteknoloji kabaca, birikim ve becerilerimizin çok küçük ölçülerde uygulanabilmesini ifade ediyor. Geçtiğimiz aylarda popüler olan, yazılı ve görsel basından da işitebildiğimiz bu kelime bize heyecan vermişti.

Bilimin ilerlemesinde önümüzdeki en önemli adım olarak düşündüğümüz nanoteknolojiyi en etkin şekilde kullanır keneler. Derilerimizden içeriye süzülüp bedenlerimizi darmadağın eden virüsler nanoteknolojik aygıtlardır. Oysa bizim bilgimiz henüz onlarla başa çıkacak seviyede değildir.

Kene bize ne yapacağını çok iyi biliyor ama biz ona ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Dahası onun bize ne yaptığı konusunda da yeterli değiliz. Keneler karşısındaki basiretsizliğimiz hızlı bir şekilde iktidarsızlığa dönüşüyor.

Kenelerden şimdilik öğrendiklerimiz ise sevdiklerimizin ölümlerinden öteye geçemiyor. Onlardan geri kalanlar vicdanımızı ve dilimizi bağlıyor.

İktidarın Dili

Heidegger
, dilin insana ait bir şey olmadığını, bilakis insanın dile ait bir şey olduğunu söyler. Bu okuyup geçebileceğimiz bir tespit değil. Paniğe kapılıyoruz. Dilin bizim gerçekliğimizi tekrar kurduğunu görünce anlıyoruz ki, aslında düşündüğümüz kişiler değiliz. Delirmişiz sanki! Herkes delirmiş ya da bir başımıza kalmışız...

Ağzımızdan çıkan her kelime başka bir şeye dönüşüyor. İsmimizi söylediğimizde bile tanımsız kalıyoruz. Duyduklarımızla başka birine dönüşüyoruz. Büyü gibi, hayal gibi. Hemen bitmesi gereken bir şaka gibi. Ama gerçek. İktidar çoktan kendi yöntemleriyle yapılandırmış bizi.

Düşüncenin dilden bağımsız olarak meydana gelmesi mümkün değildir. Duyguların da çoğunu yaşarken dili kullanan insan zihnini yönetmenin en iyi, hatta tek geçerli yoludur dil. Nasıl bir erkek veya kadın olacağınız, insanlarla ilişkilerinizin nasıl olacağı, neye inanıp bağlanacağınız konularında dil tarafından eğitilirsiniz. İktidar ilişkileri içerisinde her sözcük işlevlidir.

Derrida dilin sadece kendisini yaratmadığını düşünmekte, aynı zamanda kullanıldığı söylemin aktarmak istediği düşünceyi oluşturup ondan etkilenerek değiştiğine değinmektedir ( Doltaş, 1999). Bunun sonucunda dil kavramlar vasıtasıyla temsili öğeleri ve bunların dönüşümü ile gerçekliği belirlerken; bunların sonuçlarıyla kendisini tekrar üretip, yeniden biçimlendirir.

Medyanın emrine girdiğinde, stratejik bir güç olarak dil artık başa çıkılmaz hale gelmiştir.

Medyanın İktidarı

Hukuk bilgisinden yararlanmak için sürekli lafa tutup, kafasını şişirdiğim babam medyanın birinci güç olmaya aday olduğunu söylediğinde, kendini çok zeki zanneden her çocuk gibi burun kıvırmıştım babamın sözlerine. Şimdi daha zeki miyim peki? Hayır, böyle bir medya varken hiç kimse yeterince zeki olamaz. Aklımızla, ruhumuzla beslenir çünkü medya.

Kullandığı dilin gücünü arkasına alan medya karşısında nasıl durmamız gerektiği konusunda bazı yollar önerir Oktay Taftalı: “Hiyerarşik bir toplumda “kimin doğrusu” geçerliyse iletişim ve medya süreçlerinde de o “doğru”nun geçerli olduğu varsayılabilir. Bu nedenle, demek ki, verili medya ortamının öngördüğü veya ileri sürdüğü hiçbir değeri dikkate almamak veya medyanın dayattığı değer ve kavramları, sadece hiyerarşik toplum yapısını göz önünde tutarak değerlendirmek gerekiyor.”

Medya artık enformasyon kaynağı değil, “sahip”lerin arzularını yerine getiren ideolojik aygıttır. Erkek iktidarını meşru hale getirip, toplumu belli noktaya sabitlerken de, bilginin çok yönlü üretilmesini önleyerek bel bağladığı iktidarı korurken de aynı şeyi yapar. Cinsiyet kimlikleri, sanatsal yönelimler, bilimsel gelişmeler; hepsi klişeleştirilerek reklâm filmlerinde, televizyon programlarının ve magazin yazılarının alt metinlerinde arzulanan şekilde, kolayca yenilip yutulabilecek bir kurguya kavuşturulur.

Mademki yaşamın her bir parçasında medya ile karşı karşıya gelinmekte, çevre ile İlgili bilgiler KİA (Kitle İletişim Araçları) vasıtası ile öğrenilmekte; yaşamın en büyük iktidarını radyo, televizyon, gazete ve hatta internet denilip de belki de üzerinde hiç durulmayan sözde masum iletişim araçları oluşturmaktadır. Sözde masum çünkü burada insanları bilinçsiz bir şekilde pasif alıcılar konumuna yerleştiren bilinçli bir kuvvetten bahsediliyor. Yine Faucoult’a göre tek amacının iktidar ilişkilerini meşrulaştırmak olduğu bilgi ayni zamanda insanların nasıl düşünmesi gerektiğini belirleyen iktidar modudur (Doltaş, D. 1999).

Bioterörizm veya Kırım-Kongo-(Türkiye)-Kanamalı Ateşi

“Ateş” ve “kan” belki de toplumumuzda en çok kullanılan imgeler arasındadır. Kullandığımız dilin kültürümüzü inşaa ederken, bir yandan da iktidar ilişkilerimizi meydana getirdiğine değindik. Belki daha birçok dilde ve kültürde özel bir yeri olduğunu zannettiğimiz bu kelimelerin, efsanelerimizde, destanlarımızda, şiirlerimizde romantik bir coşkuyla söylenirken, böylesine kötü bir hastalıkla anılmaları acıklı bir şekilde anlamlı geliyor bize.

“Kan” ile yiğitliği, “ateş” ile sevdamızı anlatırken kene iktidarının bayrağı haline geldi bu iki kelime. Böylece yeni bir şey daha öğrendik. Dilimiz, elimizde ne varsa çekip alıyordu onu koruyamayınca.

1944’de Kırım ve 1956’da Kongo’da görülerek isimlerini edinen hastalık ne olmuştu da bu tarihlerde ortaya çıkmıştı. Determinizm ilkelerini özümsemiş insanlar için tesadüf diye bir şey yoktur. Nedenleri ve sonuçları vardır.

1944 Kırım’ına bakıldığında durum bir hayli karışık. Bildiğiniz gibi 2. Paylaşım Savaşı yılları. Rus işgalinin ve Kırım Türkleri’ne uygulanan sürgünün yaşandığı zamanlar. Hastalığın görüldüğü insanlar 200 Rus askeri. Hastalık Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanıyor. Dönemin bir diğer özelliği A.B.D. ile S.S.C.B.’nin kıyasıya rekabeti içinde biyolojik silah üretimlerinin önem kazanması.

Çok uzun dönemler Fransız sömürgesi olan Kongo’da hastalığın görüldüğü 1956 senesi yaşanan siyasi belirsizlik dönemine karşılık geliyor. Aynı yıl, Rus Parlamentosu’nda, Rus mareşali Zukov biyolojik silahların önemini vurgulayarak, “savaşı generaller değil mikroplar kazanacaktır” diyor. 1958’de Fransız Ekvator Afrikası Federasyonu’nun dağılmasıyla hür bir yapıya sahip olan Kongo, 1960 yılında tam bağımsız bir ülke oluyor ve 1970’den sonra yapılan idare değişikliğiyle Marksist bir rejime geçiyor.

Biz kendi kendimize “yahu ne oluyor? Bu hastalık neden hep böyle belirgin dönemlerde ortaya çıkıyor? Neden 2002’den beri..” diye sorarken, Doç. Dr. Ferda Şenel’in Bilim ve Teknik dergisindeki makalesinde şu cümleye rastlıyoruz: “Kırım-Kongo kanamalı ateşi virüsüne ek olarak Bunyaviridae ailesinden Rift Vadisi ateşi ve hanta virüsleri biyoterörizm ajanları arasında sayılıyor. Hastalığın çok geniş bir coğrafi alanda görülebilmesi, yüksek ölüm riski ve virüsün biyoterörizm ajanı olarak kullanılabilme özelliği nedeniyle bu hastalık oldukça önemli bir sağlık sorunu kabul ediliyor.”         

Geleceğin en önemli saldırı taktiklerini geliştiren biyolojik silah endüstrisi uluslararası sözleşmelerle kontrol altına alınmış gibi görünse de, gizli gelişimine devam etmekte ve yeni denemeler için fırsat kollamaktadır. En önemli uygulama yolları ise kenenin de içinde bulunduğu bir grup hayvandır.  

Ne oldu? Neden şaşırdınız? Biz kimsenin iyi kalpli olduğunu söylemedik.

İnsan bilimcisi olarak sormadan edemiyoruz: bu kadar çok, donanımlı ve kötü niyetli adamın hiçbir şey yapmadan, boş boş durma ihtimali size garip gelmiyor mu?

Kene Savaşı

Binlerce yıldır var olan keneleri hafife almak için hiç sebebimiz yok. Bu canlıların insan ve hayvanların olduğu her yerde yaşamaları iktidarlarını kanıtlar niteliktedir. Öyle ki onların bulunmadığı tek yer okyanus dipleridir. Hiçbir hayvan bunu yapamazken, kenelerin dünyanın her yerinde bulunabilmesi korkutucu bir şeydir. Her şeyden önce onun dünyaya sahipliğini gösterir.

Bir ormana düştüğünüzde sizin için en büyük tehlike aslan veya kaplan olmayacaktır. Büyük olasılıkla eklembacaklılar olacaklardır. Korku ve gerilim filmlerinde yaşatılan mitoslarla kendilerini hatırlatan bu canlılarla başa çıkmanın kesin bir yolu henüz bulunamamıştır.

Ülkemizde ilaçlama için milyonlarca dolarlık harcama yapılmış, kenelerin doğal düşmanları üretilmeye, konak hayvanların sayısı azaltılmaya çalışılmış, araziler sürülmüş ve yakılmış, bu yöntemlerin hiç birinin sorunu tamamen çözmeyeceği anlaşılmıştır.

Neyse ki, Türkiye Gazetesi’nin 11 Temmuz tarihli haberi içimize su serpti. Buna göre radyasyona maruz kalmış erkek keneler tabiata bırakılarak, virüs yok etmeye çalışılacak. Önceden beri kenelerle mücadele konusunda akılcı uyarılarıyla dikkatimizi çeken hocamız, Prof. Dr. Zafer Karaer radyasyon verilmiş erkek kenelerin dişileri döllemelerinin sağlanacağını belirtiyor. Bize de bu ahlaksız yaratıkları –yoksa çapkın mı demeliydik- ancak onların bu önemli zaaflarından faydalanarak yenebilirmişiz gibi geliyor.

Bol radyasyonlu bir sevişme kenelerin sonunu getirecektir.

Sonuç

Biz şimdiye kadar yapılmış olanın tam tersini yaptık ve daha gelişmiş siyasi-ekonomik iktidar söylemlerini kenelerle olan ilişkimizi çözümlemekte kullanmaya çalıştık.

Kaybetmeyi alışkanlık, hatta erdem haline getirmiş bizim gibilerin iktidarı elde etmek gibi bir endişesi olamaz. Bizim buradaki amacımız onu anlamaya çalışmak ve eğer mümkün olursa daha sağlıklı bir iktidar anlayışı için düşünce yolları açmaktır.

Biz elbette ülkemizi ne bir erkek keneye, ne dişi keneye, ne de başka bir keneye benzetmek isteriz. Bizim duyarlılığımız kene hukukuna dâhil edilmek istenen ülkemizin bu tehlikeden korunması üzerinedir. Yani ki özgürlük üzerinedir. Kutsal saydığımız her şeyle ilgilidir tartışmamız.

Ne var ki keneyi suçlayamazsınız, keneyle sadece savaşırsınız.

Kaynaklar

1) Hasan Hüseyin, Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin, 1982, Bilgi Yayınevi, İstanbul.

2) Meusburger, P.(2002), ‘Knowledge and Power in the Spatial Dimension’, Heidelberg University, www.geog.uni-Heiderlberg.de.

3) AKAL, Cemal Bali. (1998), İktidarın Üç Yüzü, Dost Kitabevi. Ankara.

4) Asayiş-Anarşi-Despotism veya İktidar ile Hürriyet arası denge, Prof. Dr. İlhan ARSEL, 1972.

5) Nizamülmülk, a.g.e., sh. 37; îmam Gazaü, Devlet Başkalarına Nasihat (Nasihat-ül Mülük), (tercüme O. Şekerci, Sinan Yayın evi, istanbul 1969) sh. 115

6) Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, Doç. Dr . Ferda Şenel, Ankara Doktor Sami Ulus Çocuk Hastanesi, 79 Temmuz 2006, Bilim ve Teknik

7) İnsan Cinselliğinin Biyolojik ve Evrimsel Temelleri, Ertuğrul Eşel, Klinik  Psikofarmakoloji Bülteni 2006;16:274-288

8) WEBER, Max. (1995), Toplumsal ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı, (çev.)Ö. Ozankaya, İmge Kitabevi. Ankara.

9) Ciani AC. Eco-ethology of sexual strategies in animals. J Endocrinol 2003; 26 (Suppl 3): 38-44

10) Haselton MG, Buss DM, Oubaid V, Angleitner A. Sex, lies, and strategic interference: the psychology of deception between the sexes. Pers Soc Psychol Bull 2005; 31: 3-23

11) Grammer K, Fink B, Moller AP, Thornhill R. Darwinian aesthetics:sexual selection and the biology of beauty. Biol Rev Camb Philos Soc 2003; 78: 385-407

12) Snook RR. Sperm in competition: not playing by the numbers. Trends Ecol Evol 2005; 20: 46-53

15. Tooke W, Camire L. Patterns of deception in intersexual and intrasexual mating strategies. Ethology and Sociobiology 1991; 12: 345-364

16) Türkiye Gazetesi, 11 Temmuz 2008 Cuma sayısı, syf 3.

17) Oliver JH, Owsley MR, Hutcheson HJ, James AM, Chen CS, Irby WS, Dotson EM, MClain DK 1993. Conspecificity of the ticks Ixodes scapularis and Ixodes dammini (Acari, Ixodidae) Journal of Medical Entomology 30: 54-63

18) Wilson ML, Litwin TS, Gavin TA, Capkanis MC, Maclean DC, Spielman A. 1990. Host-dependent differences differences in feeding and reproduction of Ixodes dammini (Acari: Ixodidae). Journal of Medical Entomology 27: 945-954.

19) FOUCAULT, Michel. (2005), Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

20) AVRUPA BİRLİĞİ VETERİNER HEKİM PLATFORMU RAPORU Rapor No: 2007/3

Kırım Kongo Kanamalı A teşi (KKKA) ve Diğer Kene Kaynaklı Hastalıklarda

Koruyucu Hekimlik Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Galip KAYA Mustafa Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Parazitoloji A.D. HATAY, Haziran 2007

21) PERSONEL TEKNİK EĞİTİM NOTLARI-VII 2006 KENELER (Ixodida) Doç. Dr. Selim S. ÇAĞLAR Y. Bio. Kahraman İPEKDAL Bio. Çağaşan KARACAOĞLU Önder Ergönül: Crimean-Congo haemorrhagic fever. Lancet Infect Dis 2006, 6: 203-14

22) Saijo M, Tang Q, Shimayi B, Han L, Zhang Y, Asiguma M, Tianshu D, Maeda A, Kurane I, Morikawa S. Recombinant nucleoprotein-based serological diagnosis of Crimean-Congo hemorrhagic fever virus infections. J Med Virol 2005; 75: 295-9

23) Seregin SV, Samokhvalov EI, Petrova ID, Vyshemirskii OI, Samokhvalova EG, Lvov DK, Gutorov VV, Tyunnikov GI, Shchelkunov SN, Netesov SV, Petrov VS. Genetic characterization of the M RNA segment of Crimean-Congo hemorrhagic fever virus strains isolated in Russia and Tajikistan. Virus Genes. 2004; 28: 187-93

24) Ergonul O, Celikbas A, Dokuzoguz B, Eren S, Baykam N, Esener H. The characteristics of Crimean-Congo Hemorrhagic Fever in a recent outbreak in Turkey and the impact of oral ribavirin therapy. Clin Infect Dis 2004; 39: 285-89

25) Reid, S. A. (1999). Language, power, land inter-group relations. (Social Influence and

Social Power: Using Theory for Understanding Social Issues). Journal of Social Issues. Spring 1999. ADO

26) CANETTI Elias, Kitle ve İktidar (Çev.:Gülşat Aygen), Ayrıntı Yay., İstanbul, 2006
 
 << geri