EVRİM
(Çok Değil, Biraz Daha) 
 

Her zamanki gibi, yeryüzüne atılmış yalnız bir adam gibi yürüyordum. Ne zaman kaşınan bir kedi görsem, bir pati de beni gıdıklıyor, karı hızlı hızlı adımladıkça arkamda martı izleri kalıyordu. Yetmişti canıma artık! O gece, cebimdeki genlerin hepsini atacak, her şeyden kurtulacaktım.

Vardım denizin kıyısına. Doluydu avuçlarım. Ama kollarımı kaldıramadım. 
 
Gen Bilinci
 

Bu tüm canlılar için geçerli; taşınması en zor olan yük genlerdir. Kemik avcılarından kaçan bir filin, soğuk havalara yakalanan bir sivrisineğin veya Auschwitz’deki bir musevinin taşıdığı genler çok tehlikeli olabilir. İnsanın derisi bile düşman olabilir kendisine! Her tür beladan, en amansız felaketlerden kurtulabiliriz, ama genlerden asla. Richard Dawkins’in dediği gibi, gen amansızca bencildir. Gen, acımasızca; sonrasını umursamadan dayatır kendi istediğini.

İsteseniz de başka türlü davranamamak, hissedememek, görünememek ortalama bir öngörüyle; sadece istisnai durumlarda sorun çıkarabilir. Genlerin insanın karşısına her zaman çıkardığı sorun ise akıl ile ilgilidir. Genlerimizin taşıdığı bilgi, baş edilmesi çok zor bir özellik kazandırmıştır insana. Bu binlerce yıllık geçiş döneminde bir türlü kontrol edemediğimiz, güçlü bir taramalı tüfek gibidir akıl.

Ne var ki, genler asla yalnız bırakmaz insanı. Genlerin insana verdiği en önemli özellik akıl olduğuna göre, en önemli talebi de bu yönde olacak. Doğru düzgün düşünmeyip, bilimden uzaklaştıkça genlerimiz daha da acımasızlaşacak. Çok da uzakta değil, eninde sonunda genlerimizle baş başa kalacağız. 
 
Evrim Kuramı
 

Evrimsel olarak en son eklenen özellik olmasından kaynaklanıyor olsa gerek, insanın kendi aklıyla olan ilişkisi bukalemunun derisiyle olan ilişkisine benzer. Bukalemun ne kadar barışıksa kendi derisiyle, biz de ancak o kadar anlaşabillmişiz bilincimizle.

Maalesef, gen teknolojisi ile dünyanın dönüşmeye başladığı bu kritik dönemde bile gördük ki, ülkemizde Evrim Kuramı bile anlaşılamamış. Burada bütün biyolojik bilimlere yön veren, birçok gelişime kaynaklık eden Evrim Kuramı’nı ve gerçekliği tüm bilim insanlarınca kabul edilen evrimi uzun uzun anlatmaya fırsatımız yok. Gerek de olmamalı. Kaldı ki, tarımda, hayvancılıkta, virüslerin ve diğer patojenlerin evrimini, bağışıklık sistemi, antibiyotik direnci ve kanseri konu edinen evrimsel tıpta günlük hayatımıza çoktan girmiş durumda evrimin temel kavramları. Moleküler Biyoloji, Genetik Mühendisliği gibi disiplinler yine evrimsel ilkelere dayanıyor. Bu bilim dalları sadece evrim düşüncesinin ışığında gelişmekle kalmıyor. Ayrıca, her geçen gün evrimle ilgili yeni bulgular da ortaya koyuyor.

Evrimi ortaya koyan fosil buluntuları, yaşam alanları incelemesi ve moleküler süreçlerle ilgili binlerce çalışmayı, dünyanın değişik yerlerinde yüzlerce bağımsız laboratuarda evrim kuramını kanıtlayan sonuçları takip etmek mümkün. Nature dergisinin Darwin yılı nedeniyle yayınlanan sayısında “Dünyamızın, Güneş’in etrafındaki dönüşü ne kadar gerçekse, türlerin ayıklanma ve türleşmeyle ortaya çıktığı da o kadar gerçektir” deniyor önsözde. Nobel ödüllü hekim ve biyolog François Jacob “evrimin izleri bugün hücrelerimizin her birinde, moleküllerimizin her birinde karşımıza çıkmaktadır.” diyor Mümkünlerin Oyunu’nda. Genom Projeleri Programının Başlatıcısı Dr. Jim Watson ise insan genom projesinin Darwin’in kendisinin bile inanmaya cesaret edebileceğinden daha haklı olduğunu gösterdiğini söylüyor.

Mendel’in yasalarıyla beraber incelenmeye başladıktan sonra genlerin anlaşılmasıyla evrimi yönlendiren başka mekanizmalar ortaya konsa da, Darwin’in ‘kör seçimi’ sonucu en çok etkileyen kavram olma özelliğini korudu şimdiye kadar.

İnsanlık tarihi gen hareketlerine bakılarak, bir film şeridi gibi izlenmeye başlandı. Afrika’da yaşamış olan daha yakın atalarımızı ve onların dünyaya yayılışını ve maceranın bundan önceki kısmını ayrıntılarıyla keşfetmeye koyulduk. Birçok türün gelişimini moleküler düzeyde, gen haritalaması ve kalıtım okunmasıyla açığa çıkarabiliyoruz.

Bundan böyle tartışılması gereken evrimin varlığı değil, gen tedavileriyle, kök hücre çalışmalarıyla başka bir türe sıçrama ihtimali olan insanın evriminin nasıl ve hangi hızla devam edeceği.

Evrimi kabul etmemek bir nehre bakıp, ne tarafa aktığını görmemek gibi. Gerçeğe açıkça ortada olduğu halde karşı çıkılması sinir bozucu, evet. Ama öğrenmek de sancılıdır. Hem, evrimi öğrenmeyi engelleyen çok fazla sebep vardır.  
 
Haklı Bir Yanılsama

Evrimin insana oynadığı oyun, Tanrı’nın oynadığından daha yaman. Cennetten atılma mitosu kötü hissettirse de Âdem ve Havva'yı düşünmek iç gıcıklayıcı. Oysa evrimi anlatırken bu kadar güzel öyküler bulmak mümkün değil. Milyonlarca yıl boyunca sürüklenen genler, geçirilen mutasyonlar sonucunda kırılıp dökülen DNA’lar ve doğal seçilim yoluyla gelişen türlerin macerası heyecanlı değil, dramatik değil, komik..hiç değil!

İçinde insan olmayan hiçbir hikâye güzel değildir. Sonuna kadar başkahramanın, yani insanın ortaya çıkmadığı uzun ve sıkıcı bir öykü evrim. Diyelim ki, bu büyük serüveni oyuncusuyla, ışıkçısıyla, müziğiyle kurgulayıp güzelce yazdınız, yine de dünyadaki hiçbir canlıya hayat hakkı tanımayan insanın bunlardan etkilenmeyeceği herhalde açıktır.

Burada olmak –dünyayı kastediyoruz- insanın rüyasında hiç tanımadığı bir kadını (veya erkeği?) öpmesine benzer. Aniden rastlanan güzel sonuçlar uzun ve çileli bir yolun sonunda varılandan daha caziptir. Kendi aklımızla düşeceğimiz çelişkileri görmezden gelmemiz biraz da, varlığın sürpriz etkisi yapmasının temel sebebi. Bu haliyle harikuladedir oluşumuz.

Her şey o kadar mükemmeldir ki, bu büyüyü bozacak her açıklama mide bulandırıcıdır. Oysa evrim, nasıl gerçekleşmiş olursa olsun, sonuç yine bize muhteşem görünecekti. Aynen bir köpeğe kendi kuyruğunun güzel görünmesi, bir ineğe yine kendi ağzının burnunun hayranlık vermesi gibi. Üç ayaklı, tek elli ve burunsuz olsaydık da ne kadar olağanüstü bir yapıya sahip olduğumuzu düşünecektik. Bir çekirgenin, balığın, herhangi bir sürüngenin yaptığı gibi. Ve bizce sonuna kadar haklıydı hepsi.

Evrim suratımıza tutulan bir ayna gibidir. Bize kendimizi gösterirken uzaklaştırır da. Ama her aynanın yaptığı, mesafeyi iki katına çıkarma işini milyon kere yapar. O yüzden yine zorlaşır evrimi anlamak. Hayat sadece sürdüğü zaman dilimi içerisinde mümkün olduğunca taşır gerçekliği. Evrim karşısında ise bu süre hiç denecek kadar kısadır. En yakın atasıyla arasında 6-7 milyon yıl olan insanın bu koskoca evrimi anlamak için o kadar glukoz yakması –hele de fantastik hayallerinden vazgeçmek pahasına- pek tasarruflu bir davranış değildir. Oysa, aynı miktarda enerjiyle onlarca futbol maçı izleyip sonuçlarını akılda tutmak veya sayfalarca magazin haberini ezberlemek olasıdır.

Beyni inceleyince evrimin neden zor bir konu olduğunu daha iyi anlamak mümkün. ABD’de Akıl Sağlığı Devlet Enstitüsü Beyin Evrimi ve Davranış Laboratuarı Başkanlığı’nı da yapan Dr. Paul MacLean, beyni bir çeşit kazıbilim alanına benzetir. En dışta en yeni beyin yapıları, beyin kabuğu varken, daha derin katmanlarda daha önceki atalarımıza ait yapılar bulunur. Şu durumda beyin sapı ile beyin kabuğu arasında birkaç santimetre değil, milyonlarca sene olduğunu söyleyebiliriz. Mantıklı düşünmekten, bilimi anlamaktan sorumlu bölgeler en yeni, dolayısıyla en az kullanılmış merkezlerdir. Altta sıkış tepiş birbirini iterek beyin kabuğunu zorlayan daha birçok bölge vardır.  

Beyne kazma vurulursa görülecektir; evrime karşı çıkışın kaynağı daha köklü ve sağlam, ama daha ilkeldir. 
 
Evrim: İnanç Sorunu 

Evrimin inanç meselesi olmadığı, bilim ve dinin birbiriyle çelişmediği savlanır. Oysa, bilimdeki temel aktivite ve dinde kesinlikle uymak zorunda olduğunuz diğer eylem birbiriyle ilginç bir tezat oluşturur. Bu iki temel eylem bilmek ve inanmaktır. Bilim yoluyla bilmeye çalışırken, inanmadığınız sürece de din sahibi olamazsınız. Ama bilmek çoğu zaman insanı inanmaktan uzaklaştıran bir uğraştır. Bildiğiniz olgulara karşı inanç beslemeniz artık gereksiz olacaktır. Bir başka deyişle “inanç”ın sürebilmesi için bilmemeniz şarttır. (Ben ne diyorum yahu!)

İnsan sadece bilmediği olay ve durumlara karşı inanç besleyebilir. Arabamın motor hacminin 5000 cc olduğuna inanıyorum demeyiz. Banka hesaplarımda 10 milyon dolarım olduğuna inanıyorum demeyiz. Yoksa zaten yoktur. Varsa da kimseye söylemeyiz. Bunlar bilgimiz dahilinde olması gereken konulardır. Evrim kuramında olduğu gibi, bu konularda nasıl bir inanca sahip olduğumuz gerçekleri değiştirmez. Bir olgu durumuna erişip inancın yörüngesinden çıkan kavramlar bambaşka bir uzaya katılır. Bu iki uzayın ise kesişim kümeleri –geometri derslerinden hatırlayın- her zaman boş kalacaktır. (Yahu, ben ne diyorum!)

Hem din adamları, hem de bilim adamları bu durumu bildiklerinden, ellerindekileri tamamen yitirmemek için karşılarındaki gücü tartarak sadece diş gösterirler. “İnanç konusu ve bilimle ilgili gerçekleri birbirine karıştırmamak gerek.” diyerek başlanan cümleler kıçlarına eklenen “ama” ekiyle kurnazca devam ettirilir.

Bilim ister istemez inanç sorunlarını kendi içinde taşır. Bilimin kendisi zaten inanç için bir sorundur çünkü.

Pardon! Sevgili okuyucular, bu düşünceler aniden çok saçma geldi. Hepsinden vazgeçiyoruz. Bu bölümde yazdığımız her şey yanlış bizce. Neden böyle boş boş konuştuğumuzu biz de anlamış değiliz.

Hem, Yaşar Nuri Öztürk gerekli açıklamayı yaptı. İslam’da evrim var, dedi.  
 
Yaşar Nuri vs. Özer Çiller
 

Bu bölümde Darwin’in doğumunun 200. ve Evrim Kuramı’nın 150. yıldönümleri sebebiyle kendi memleketimizden iki büyük düşünür ve bilim adamından söz edeceğiz. Birincisi önceki hayatında Rus Çarı, şimdiki hayatında eski başbakan eşi olan Özer Uçuran Çiller, diğeri ise bitki ve hayvanların sınıflandırmaları konusundaki görüşleriyle bilimde çığır açan Yaşar Nuri Öztürk. Onlardan bu yazıda bahsetmemizin sebebi ikisinin de Charles Darwin’den daha büyük adamlar olmaları ve fikirleriyle onu alt etmiş olmaları.

Özer Çiller’e televizyon kanallarında “Sırrın Sırrı” isimli bir tıp kitabı yazdığını anlatırken rastladık. Tıpla da biraz ilgilendiğimiz için hemen aldık kitabı. Kitap adından da anlaşılacağı gibi sırlarla dolu olduğu için yazılanları pek anlayamadık. Ama yine de dikkatimizden kaçmadı. Özer Çiller o kadar zekiydi ki, tıp okumadan, wikipedia’dan ve metafizik kitaplarından bakarak tıp kitabı yazabiliyordu. Bizse eşek gibi tıp okuyor, ama hiç tıp kitabı yazamıyorduk. Neyse ki, yazdığı kitabın içeriğini Balçiçek Pamir’in programında anlattı. Suya dua okuyup içiyordu. Elindeki sarkaca da soru soruyordu. Sarkaç da sağa-sola sallanarak ona gaipten haberler veriyordu. Kitaptaki zemzem suyu fotoğraflarını görünce kitapta yazılanlar çok derin şeyler olduğu için anlamadığımızı fark ettik. Özer Çiller böylece tıp bilimine tarihi katkılar sağladı.

Bir de sürekli sevgiden bahsediyordu Özer Çiller. Sevgileri yüzünden hapislerde yatan, sürgünlerde çürüyen onlarca yazardan, şairden sevmeyi öğrenememiştik biz. Ama, Özer Çiller’den öğrenebilirdik. Kendisi de o kadar sevgi doluydu ki, biz var gücümüzle unutmaya çalışsak bile bir yolunu bulup hatırlatıyordu kendisini.

Yaşar Nuri Öztürk’ün bilim dünyasına hizmetleri de Özer Çiller’den az sayılmaz. Darwin’in bütün sahtekârlıklarını ortaya koyan bilim adamımız Darwin’in evrim tezini ünlü Müslüman filozof İbn Miskeveyh’ten çaldığını açıkladı. Zaten biz de rahatsızdık. Bir şeyler kafamıza yatmıyor ve inanamıyorduk evrim teorisine. Neyse ki, Evrim teorisi Batı’nın değil, Müslümanlarındı. Böylece, Yaşar Nuri Öztürk sayesinde rahatça inanmaya başladık evrim teorisine.

Miskeveyh’e göre, yüksek âlemden nefs (ruh) çeşitli dünya varlıklarında kendini göstere göstere tekâmül etmiş, nihayet insanlık mertebesine gelmişti. Bu süreçte hayat eserini ilk kabul eden varlık bitki idi. ... Nihayet evrim, üzüm ve hurma ile tekamülün son sınırına varmış oluyordu. Hurmada artık hayvan özelliği belirmeye başlamıştı ve hurma, bitkinin son, hayvanın ilk mertebesi idi. Yaşar Nuri Öztürk böylelikle, canlıların sınıflandırması konusundaki kargaşayı da çözmüş oldu ve evrim basamaklarının anlaşılmasında büyük katkılarda bulundu.  
 
Ya şimdi?.. 
 

Sizinle aynı zeka düzeyinde olmayan biriyle başa çıkmak her zaman zordur. Bu kimi zaman bir maymun olabileceği gibi, bazen de bilimi körü körüne reddeden bir şahıs da olabilir. Bruno'yu yakıp, Galilei'yi yargılayanlar diğerlerinden daha hızlı evrim geçirmişlerdir.    

 Kötü bir zamanlama belki, aklımızı kullanmak için. Biraz beklemek gerek. Acele etmeyelim. En fazla birkaç milyon sene sonra düzelir hepsi.  
 

Yazarın Notu: Bu yazı nehir anlatı tekniği ile, eşzamanlı düşünce akışları yansıtılarak yazılmıştır.

 << geri